İnfografya: NATO’nun Siber Güvenlik Politikasında Kırılma Noktaları
22 Ekim 2015
Ekim 2015 Sayı 174
22 Ekim 2015

Ekim 2015 Sayı 174 Editörden

Eğer Tanrı’nın sevdiği kullarından değilseniz, geçmişte yaptığınız hataların geleceğinizde sorunlara, krizlere, felâketlere sebebiyet vermeyeceğini düşünmeniz için mâkul bir sebebiniz yok demektir. Bu aynı zamanda sizin iyi olmakla iyimser arasındaki farkı bilmediğinizin de delilidir. İyilerin başına kötü şeyler gelmez demiyorum ya da başına kötü şeyler gelenler illa geçmişte yaptıklarının bedelini ödüyordur anlamı da çıkartılmasın lütfen bu cümleden, karma inandığım bir düşünce değil. Fakat adâletin yeryüzündeki en büyük noksan olduğuna inanıyorum. Nice kötü göçmüştür bu dünyadan sefahat içinde bir hayat sürerek, nice iyi gün yüzü görmeden hüzünle aramızdan ayrılmıştır. Fakat biz sıradan insanlar için kural değişmez, hatalarımızın bedelini illâ öderiz… Peki, bu kuralı milletlere teşmil edebilir miyiz? Büyük kitlelerin ortak iradeyle, aynı saikler ve düşünceler içinde, bir hatayı aynı paya sahip olarak işlemeleri pek mümkün değildir. İşte demokrasiler, hele noksan demokrasiler, âdeta bu açığı kapatmak, mümkün olmayan eylemleri yapmak için vardır, bizlerin yerine çoğunluk adına hareket eden iktidarlar hatalar yaparlar, bedelini ise destekleyenler ya da desteklemeyenler fark etmez hep birlikte öderiz. Kralların hatalarını tebaalar öderdi eskiden, dahlimiz olmayan hatalarının bedelini ödemeye isyân ettik ve kazandığımızı sandık. Çünkü hiçbirimiz bilemedik, verdiğimiz oylarla iktidarı tevdi etkilerimizin, bizim adımıza yetki kullananların suçuna da ortak olacağımız anlamına geldiğini bu eylemin. Hele noksan, hele eksik, hele sınırlarını hukukun çizmediği demokrasilerde… Bizim yerimize seçtiklerimiz hata işlemeli sıra bedelini ödemeye gelince de onları alaşağı edip bedelini ödetmeliydik. Ama işler pek de öyle yürümüyor. En azından bizde… İktidar sahipleri hatalarının bedelini ödemeyi reddediyor ve bir kısmımız da zaten yapılanların birçoğunu hata olarak görmüyoruz. O zaman hep birlikte hataların bedelini ödemeye razı olacağız. Yeryüzünde kötülük yapma hakkını elinde bulunduran devletlerden olmadığımıza göre, değişmez kaidenin bir kez daha işlemesi bizleri şaşırtmamalı, güçsüz olan en büyük bedeli ödeyendir; haksız olan değil. Şimdi millet olarak bir bedel ödüyoruz; geçmişte yapılan hataların bedelini… Aklımızı başımıza bir an önce devşirmezsek; sürüp giden propagandanın ruhumuzu teslim alan, aklımızı çelen tesirinden irademizi kurtaramazsak; vatan diyerek yaşadığımız, ayrılınca özlem duyduğumuz bu toprakların hızla kirli oyunların sahnelendiği, kanın ve gözyaşının alınıp satıldığı bir savaş coğrafyasına dönüşmesine şahitlik edeceğiz.

Peki hangi hataların bedelin ödüyoruz? Meselâ Suriye’de yaptığımız hataların bedelini ödüyoruz. Büyük işlere kalkıştığımız için mi cezalandırılıyoruz sanıyorsunuz? Hayır, büyük iddialarımızı yanlış araçlar üstünden gerçekleştirmeye çalıştığımızdan, hep övünerek bahsettiğimiz tarihsel, kültürel mirasın değil hırslarımızın aklımızı esir almasından. Sonra beceriksizliğin bedelini ödüyoruz. Sonra korkaklığın bedelini ödüyoruz. Büyük sözler sarf edip, iş büyük adımlar atıp, büyük riskler almaya gelince, esir düşülen korkaklığın bedelini ödüyoruz. “İnsan neden korkar” sorusunun tek cevabı yoktur muhakkak, ama en büyük sebebi herhalde kendi söylediklerimize olan inançsızlığımızdır. Meydanlarda celâdet nutukları atanlar, kitleleri belki kandırırlar ama kendilerini asla! Sonra gücümüzle imkânlarımızla orantılı bir politik strateji geliştirememenin, stratejik aklından noksanlığın bedelini ödüyoruz. Bir karıncanın sahip olduğu iradeye, azme ve nihayetinde sabra sahip olamamanın bedelini ödüyoruz. Ve bütün her şey biz yaşarken olurken, her şey gözlerimizin önünde bütün çıplaklığı ile cereyan ederken, aklımızı kullanmamanın, sorumluluğun bize düşen kısmını yerine getirip, kâh şunu kâh bunu bahane ederek tevdi ettiğimiz vazifeyi bihakkın yerine getiremeyenleri görevden azletme ferasetini gösterememenin bedelini ödüyoruz.

Korkarım yaşadıklarımız Tanrı’nın sevgili kullarından olmadığımızı anlamamız için yeterli değil. Zaten yeryüzünün kötülük yapmak ve bedelini ödememek gibi ayrıcalığa sahip toplumlarından, devletlerinden de değiliz. Hatta iyi ki değiliz. O zaman ya şimdi aklımızı başımıza devşirip o büyük tarihsel, kültürel mirasın büyüttüğü insanlar olarak bu kötü gidişe bir son verecek adımı atacağız ya da daha büyük felâketlere düçar olup canımızın yanmasına, her nasıl bir hazırlık gerektiriyor bu bilmiyorum ama, hazırlıklı yapacağız.

Bir bedel ödüyoruz ya kardeşlik hukukunu daim kılıp acılarımızı, kıvançlarımızı yeniden ortaklaştıracağız ve aramıza ekilen bu nefret tohumlarını bir bir ayıklayıp yeniden millet olmanın yolunu bulacağız ya da Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye gibi birbirimizin kanını dökerek küçük devletçiklerimizi kurmanın peşine düşeceğiz. Elbette büyük resim var, elbette büyük aktörler, büyük oyun kurucuları, büyük hesaplar var ama birbirimizden nefret etmemizi onlar öğretmedi bize. Tıpkı birbirimizi sevmemizi öğretemeyecekleri gibi… Yeryüzü kadir-i mutlak bir efendi ile tanışmadı henüz, onun büyük katliamlar yapan kaba, sofistike planlar yapan sinsi ama nihayetinde hep kötücül taklitleri oldu. Lakin tarihin bize öğrettiği gibi hepsi yok olup gitti. Şimdikiler de yok olup gitmeye mahkûm ama biz onlarla birlikte yok olmaya mahkûm değiliz.

2023 Ekim sayısında İslâmcılığı değerlendirmeye aldık ve gündeme dair farklı konularda yazılara yer vermeye çalıştık, dileriz faydalı oluruz. Kasım sayımızla tekrar görüşmek dileği ile, iyi okumalar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir