Siyasî İslâmcı Otoriter Zihniyetin Kökleri
22 Ekim 2015
İslâmcılığın Görülmek İstenmeyen Yüzü: “Kürdistan Mücadelesi Meşruiyetini Rabbimizden Alıyor”
22 Ekim 2015

İslâmcılık Merkez Siyaseti Neden Kaybediyor?

Bir zamanlar bir zen üstadı öğrencilerinin önünde durmuş vaaz vermek üzereydi. Tam ağzını açacakken bir kuş ötmeye başladı. O dedi ki “vaaz bitmiştir.”
Mitolojiden

Giriş

Dünyada konjonktür oluşturup bunu yönetebilen büyük siyasî ve ekonomik merkezlerin dışındaki toplumsal çevreler ve siyasal sistemler hemen hemen eş zamanlı olarak küresel/postmodern projelerin hem düşünsel hem de ekonomik saldırısına uğradı. 1960’larda dillendirilmeye başlanan, 1970’lerde alt yapısı hazırlanan 1980’lerde ise ABD korumasında yeni bir yaşam tarzı olarak sunulan bu projeler, kimi yerde toplumsal onayla, bizim gibi ülkelerde ise ihtilâller üzerinden hayatın gerçeği hâline getirildi. 1980 darbesi tam da bu süreçlere Türkiye’yi sürükleyen yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Küresel/postmodern projeler bu ihtilâl üzerinden organizasyona ve bunları savunan bürokratik korumaya kavuştu. Böylece bu coğrafya bir kere daha ihtilâl ve darbeler üzerinden konjonktüre uygun politik, ekonomik, dinî bir merkez hâline getirildi. Bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Çünkü bu konuyu yerli yersiz anlatan bir sürü eser okuyucuya ulaştı. Bizim burada kısaca altını çizmek istediğimiz konu bir türlü bölgesinde konjonktür oluşturup bunu yönetemeyen Türkiye’nin ihtilâl ve darbeler üzerinden dünya sisteme entegre edildiğidir. Özellikle küreselleşme dünyada ekonomik hayatı değiştirip dönüştürerek yeni organizasyonlar/dev şirketler üzerinden büyük siyasî ve ekonomik merkezlere nakit akışını sağlarken, postmodernizm ise özellikle bizim gibi imparatorluk bakiyesi ülkelerde, Derrida’cı yapı söküm ve ezber bozma teknikleriyle ulus devleti zayıflatarak etnik kimlikleri güçlendirip yeni kimliklerin inşasına imkân hazırlayacak bir ortamın oluşmasına ideolojik meşruiyet sağladı.

Böylece iki yüz yıllık siyasî/dinî/toplumsal tecrübeyi yok sayan, onu kimi zaman “Kemalizm”, kimi zamanda “modernizm” düşmanlığı üzerinden bir sömürgeleştirme ideolojisi olarak gören sistem karşıtı entelektüel ve siyasî bir dil 1980’den itibaren bürokraside, sivil toplum kuruluşlarında, entelektüel camiada, görsel ve yazılı medya ve basın organlarında yavaş yavaş dillendirilmeye başlandı. Özellikle belirtmeliyiz ki henüz Türkiye’de üzerinde çok ciddî anlamda ne entelektüel, ne akademik, ne de güvenlik stratejileri açısından sistem içi bürokratik bir çalışmanın yapılmadığı bu postmodern dil, Türkiye’de her şeyi birbirine karıştırarak anlaşılmaz bir iktidar dili inşa etmiştir. 7 Haziran’da yaşanan da bu siyasal dilin toplumsal merkezi kuşatmakta artık gerekli beceriyi gösteremediğini ortaya koymaktadır. Bu makalenin amacı birinci olarak İslâmcılığın siyasal merkezi nasıl inşa ettiğini göstermek ve ikinci olarak da bürokratik sistemi sürekli inşalarla meşrulaştıran entelektüeller, medya ve sermaye çevreleri üzerinde kısa değerlendirmelerde bulunmaktır. Makalenin sonunda ise İslâmcılığın siyasal merkezi doldurmayı neden başaramadığının rasyonel bir analizini yapmak istiyoruz.

1- Siyasal İslâmcılığı Merkeze Taşıyan ve Sürekli Kılan Politik İnşalar

A-Devlet Bürokrasisinin ve Toplumsal Tabanın Yeniden Organizasyonu
Önce tıpkı bir piramide benzeyen devlet sistemini ve bu sistem içerisinde varlık bulan siyasal merkezi kısaca tanıtalım: Bütün devlet sistemleri mimarî tarz olarak piramidal bir görüntüye sahip kurumsal inşalardır. En üstte bütün yetkileri elinde bulunduran, yetki dağıtan, yasama, yürütme (meclis ve hükümet) ve yargıyı (bağımsız mahkemeler) oluşturan kurumların başında bulunan elit kesim bulunur. Onun hemen altında Weber’in deyimiyle piramidal sistemin başına bağlı yasalara göre hareket eden memurlar ordusu ve onların içine yuvalandıkları bürokratik organizasyonlar… Özellikle demokrasilerde her dört veya beş yılda bir seçimle gelen, siyasal toplumu oluşturan yarı resmî, yarı sivil organizasyonlar, onun altında sivil toplum kuruluşları vardır. Ve en sonunda ise toplumsal tabanı oluşturan ve bütün yukarıda saydığımız organizasyonlarda görev yapan insanların varlık kaynağı halk/toplum yer alır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız bu piramidal yapının özellikle iktidarı oluşturan kesiminin yâni yasama ve yürütmeye hâkim çoğunluğun bugün bilinen ideolojik görüntüsü, karar alma süreçlerinde etkisi itibariyle ağırlıklı olarak sırasıyla dindarların, muhafazakârların, solcu ve liberallerin son zamanlarda ise milliyetçilerin istihdam edildiği bir görüntüye sahiptir. Bu görüntüde dindarların ağırlıkta olması iktidara hâkim siyasal partinin merkez yönetiminin dindarlığı ön plana alan bir ideolojik duruşu öncelemesinden kaynaklanmaktadır. Bu merkez, sahip olduğu iktidarı sâdece yönetmez, aynı zamanda partisine devamlı iktidar sağlayacak olan toplumsal tabanın, ideolojik görüntü doğrultusunda, daha da genişlemesi için politik, ekonomik, hukukî organizasyonları kurarak geliştirir ve bunlar üzerinden meşruiyetini tahkim eden siyasî/ideolojik bir merkez inşa eder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir