Rusya Federasyonu’nun Suriye’deki Fiilî Varlığı Ortadoğu’yu Yeniden Şekillendirecek mi?
22 Ekim 2015
Das Kapital’den Kapitokrasi’ye
22 Ekim 2015

PKK’nın Gerçekleştirdiği Katliamlar ve Ayhan Çarkın Meselesi

Son yıllarda PKK’nın ve destekçilerinin en çok üzerinde durdukları konu, örgütün sivillerin yaşam hakkına saygı duyduğu iddiasıdır. Buna göre PKK hiçbir zaman sivillere yönelik saldırılarda bulunmamış, geçmişte yaşanan katliamlar devlet ve TSK tarafından gerçekleştirilmiştir. Peki, son dönemde dillere pelesenk olan bu iddia ne kadar doğru? 1980’lerde ve 1990’larda gerçekleşen katliamlarda sorumluluk kime ait?

PKK kurulduğu günden bu yana gerek güvenlik güçlerini gerekse sivilleri hedef alan saldırıları nedeniyle milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının nefretini kazandı. Öyle ki bugüne kadar binlerce masum insan, PKK’nın gerçekleştirdiği katliamlar sonucunda yaşamını yitirdi. Konuyla tarafsız şekilde ilgilenen araştırmacılar bu cinayetlerin sorumluluğunun PKK’nın üzerinde olduğunu net bir şekilde biliyorlar. Ancak son yıllarda suçu Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerine yıkmak için büyük bir çaba sarf edildiği de gözlerden kaçmıyor. Öyle ki pek çok PKK sempatizanı ve etnik milliyetçi, PKK’nın hiçbir zaman sivilleri hedef almadığını, Güneydoğu’daki sivil katliamlarının arkasında devletin olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyorlar.

Her ne kadar geçmişte devletin PKK sorunuyla ilgili birtakım yanlış adımlar attığı ve Güneydoğu’da halkın uzun yıllar olumsuz olaylarla karşı karşıya kaldığı aşikâr olsa da, PKK’nın ve Kürt milliyetçilerinin mâsum olduğunu iddia etmek kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. PKK’nın işlediği cinayetleri devletin üzerine yıkıp, sorunu “iyiler ve kötüler” karşıtlığına indirgemek de son derece gayriahlâkî ve adâletsiz bir tavırdır.

PKK’nın Gerçekleştirdiği Katliamlar ve Değişen Propaganda Stratejileri

1980’ler ve 1990’lar boyunca PKK’nın Güneydoğu’daki köy ve mezralarda gerçekleştirdiği katliamlar sorunu derin bir çözümsüzlüğe sürüklerken PKK’nın eylem şekliyle ilgili de yoğun tartışmalara yol açtı. Bu katliamlarla PKK belki bölgedeki insanları korkutmayı başardı, ancak Türkiye’deki diğer tüm grupların da nefretini kazandı.

PKK, 1980’ler ve 1990’lar boyunca gerçekleştirdiği toplu katliamları uzun yıllar boyunca inkâr etmedi. Hatta bunları kendine bağlı yayın organlarında açıkça afişe etti. Örgüt, yıllarca bu katliamlarla övünerek güç gösterisinde bulundu. PKK söz konusu eylemleri açıkça üstlenirken kendisine yöneltilen eleştirileri “Savaş koşullarında bunlar normaldir” ve “TC askerlerine yardım eden hainler cezalandırılmıştır” diyerek cevapladı. Nitekim Abdullah Öcalan da gerek yakalanmadan önce gerekse yakalandıktan sonra yaptığı açıklamalarda köy baskınlarının sorumluluğunu üstlenmekten çekinmedi.

Ne var ki, AKP iktidarının kurulmasıyla birlikte PKK yeniden güçlenmeye başladı. Abdullah Öcalan belki hapisteydi, ancak askerî anlamda bitirilen PKK’nın ayağa kalkması için Türkiye’de uygun ortam oluşturulmuştu.

Avrupa Birliği’ne üye olma hayaliyle birlikte etnik milliyetçilik adeta teşvik edildi. Hükümetin yarattığı otorite boşluğundan faydalanan PKK da yavaş yavaş bölgede kontrolü ele geçirmeye başladı. Bu noktada PKK, propaganda faaliyetlerinin de yönünü değiştirdi. Artık gerek Kürtler arasında gerekse Avrupa Birliği nezdinde PKK’nın “mazlum” ve “hümanist” bir yapılanma olduğu vurgulanmaya başlandı. Buna göre PKK yalnızca kendini savunmak için silâha başvuruyor ve sivillere hiçbir şart altında zarar vermiyordu.

Elbette ki bu propagandanın işe yaraması için geçmişte yaşanan katliamların ve köy baskınlarının üzerinin örtülmesi gerekiyordu. Bu noktada PKK yönetimi, insanlığa karşı işlediği suçları Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine atmanın iyi bir fikir olduğunu fark etti ve bir anda PKK tarafından gerçekleştirilen onlarca cinayet ve katliam, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerine yıkıldı. Gerek Kürt milliyetçileri gerekse Batı ülkelerindeki destekçileri bu tezi vurgulamaya başladılar. Bu iddiaya göre, 1980’ler ve 1990’larda gerçekleştirilen köy baskınlarını PKK’lı gibi giyinen Türk askerleri ve özel kuvvet mensupları yapmıştı. Amaç, PKK’yı suçlu durumuna düşürmek ve Türkiye’nin haklılığını uluslararası arenada kanıtlamaktı.

Bu yeni propaganda yöntemi o kadar başarılı oldu ki, PKK’nın sivilleri hedef alan eylem yapmadığı düşüncesi pek çok yerli ve yabancı basın mensubu tarafından dile getirilmeye başlandı. PKK’nın işlediği korkunç suçların vebali Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine yüklendi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir