Muhafazakârlık ve İslâmcılık Üzerine: İnce Ayrımlar
22 Kasım 2015
Mali Cumhuriyeti’nde Neler Oluyor?
22 Kasım 2015

3 Kasım(lar)’a Dair

3 Kasım 2002 tarihi, Türk siyasî hayatı ve Türkiye Türkleri için sıradışı bir gün olarak tarihte yer almaktadır. Daha doğru bir nitelemeyle bu tarih, sıradışılıkların açıkça belirmeye başladığı bir milat olarak kabul edilmektedir. Söz konusu tarihte yapılan genel seçimlerde, çok uzun bir aradan sonra iki partili bir Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ortaya çıkmış; Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), % 35 civarında bir oy alarak tek başına iktidara gelmiştir. Kısa süre içinde biten hükümet çalışmaları sonucunda kurulan 58. Hükümet ve Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasî yasağının TBMM’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin ilk yardım hizmeti neticesinde kaldırılmasıyla birlikte kurulan 59. Hükümet, kurulan ardışık AKP hükümetlerinin ilk halkasını oluşturmuştur. Bu ilk AKP hükümetleriyle birlikte Türkiye, pek çok “ilk”i de yaşamaya başlamıştır. Bunlar içinde en önemlilerinden biri, belki de birincisi “Türk devletiyle hesaplaşma ve Türk ulus devletini tasfiye etme hevesi”dir.

3 Kasım 2002 tarihinden itibaren üst üste tek başına iktidara gelen AKP, ilk iktidar döneminden itibaren adım adım bu hesaplaşmayı hayata geçirmiştir. İlk dönem olan 2002-2007 arasında, Avrupa Birliği (AB) kalkanını kullanarak “müesses nizam” olarak nitelediği ulus devlet anlayışıyla kendi hesaplaşma sürecini başlatmıştır.1 Öncülü olan Millî Görüş çizgisinin aksine, AB ile flört kararı alan ve “Ankara’nın şerrinden, Brüksel’in şefaatine sığınmak” şeklinde özetlenen stratejiyle işbaşına koyulan AKP, ikinci dönemi olan 2007-2011 arasını ise “demokratikleşmecilik, özgürlükçülük, açılımcılık” gibi soslarla süslemiştir. Bu çerçevede ikinci dönemde öne çıkan husus, özelde Anayasa’nın 66. maddesindeki vatandaşlık tanımının değiştirilerek “Türklük” kavramının anayasa metninden çıkarılması2, genel olarak ise anayasa değişikliğidir. AKP, beş kişilik bir uzman heyete taslak anayasa çalışması yaptırmış; bu metin, 29 Ağustos 2007 tarihinde dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’a sunulmuş ve kamuoyuna açıklanmıştır.3 Bu arada AKP, artık çok da lâzım olmayan AB çıpasından ise yavaş yavaş sıyrılmaya başlamıştır. Hatta AB coğrafyasında yaşanan ekonomik daralma ve kriz sebebiyle “İyi ki AB’ye girmemişiz!”e dönüşen bir söylemi esas alarak AB’yi gündemin dışına ittirmiş ancak kendi özel gündemini, örtülü bir şekilde muhafaza etmeye devam etmiştir.

AKP’nin 2011 genel seçimleriyle başlayan üçüncü dönemi ise “yenici” bir dönemdir. Önce “yeni anayasacı” bir gündemle başlayan bu dönemde, daha sonra “yeni açılımcı” bir tema daha hayatımıza girmiştir. Bu son temanın ise aslında gizli gündemde daha önce varolduğu ve hatta mevcut Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ın 2006 yılından itibaren dönemin Başbakanı Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da terör örgütü KİP (PKK)4 temsilcileriyle yaptığı görüşmelerin basına yansımasıyla gizli bir şekilde işletildiği ortaya çıkmıştır. Zaman içinde ortaya çıkan bir başka husus da yeni açılımcılığın aslında, yeni anayasacılığın içinde bir alt başlık olarak yer almasıdır. Kısacası üçüncü dönemde, her gün “yeni anayasacı” ve “yeni açılımcı” stratejinin kartları masaya getirilmiştir. Dikkatlice bakıldığında bu temalar da yine, başından beri işletilen özel gündemin “yeni” şifreleridir.

3 Kasım 2003 tarihinden itibaren her 3 Kasım’da, bu tarihin AKP iktidarının yıldönümü olduğu vurgulanmaktadır. Yazılı ve görüntülü basın için 3 Kasım, iyi bir haber konusu teşkil etmektedir. Bugüne kadar her 3 Kasım’da, o güne kadarki AKP iktidarı uygulamaları değerlendirilmiş ve ilgili basın kuruluşunun konumuna göre olumlu veya olumsuz ya da “hem nalına hem mıhına” vuracak yorumlar ve tahliller gerçekleştirilmiştir. Bu süre içinde dikkat çeken önemli bir husus da basının serencamıdır zira önemli orandaki basın kuruluşu ve mensubu, ya görüşlerinden çark ederek hidayete ermiş ya da farklı iş kollarında da faal olan patronlarının cirolarını düşürmeme gayretiyle maçı idare etmişler veya etmek zorunda kaldıklarını ifâde etmişlerdir. Yıllar geçtikçe, AKP iktidarının değerlendirildiği 3 Kasım’larda, başka bir 3 Kasım ise yavaş yavaş gündemden düş(ürül)müştür. Gündemden düşen bu 3 Kasım, bir zamanlar neredeyse her vesileyle malzeme niyetine kullanılan ve her yıldönümünde özel bir yer verilen 3 Kasım 1996’dır yâni Susurluk kazasıdır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir