Geniş Karadeniz Havzası (Kafkasya-Hazar Türkistan Perspektifi)
22 Kasım 2015
Muhafazakârlık ve İslâmcılık Üzerine: İnce Ayrımlar
22 Kasım 2015

İki Seçim Arası Terör ve “Çözüm Süreci”

Giriş

Terörle müzakere süreci 2006 yılından beri sürmektedir. AB dinamiklerinin etkisiyle PKK’nın sivil ve politik alanda etkinlik alnının genişlemesi ve gelişmesiyle birlikte PKK aynı tarihten itibaren bölücü çalışmalarını yoğunlaştırırken teröre de devam etmiştir. Bir sembol kavram hâline gelen Oslo’da, PKK ile müzakere sürecinde yapılan görüşmelerdeki çekişmeler ve pazarlık süreci, ülke içinde terörün artışı ile yansımasını bulmuştur. Karşılıklı olarak restleşmeler sürerken anlaşma zeminin azaldığı durumlarda PKK terör eylemlerini artırmıştır. Türkiye de bu saldırılar karşısında hep geri adım atan aktör konuma gelmiştir. Her saldırının ardından PKK-Öcalan’ın talepleri, “çözüm süreci için demokratik adım” gerekçesiyle yerine getirilmiştir. (Aşağıda da gösterildiği gibi hükümet “ev ödevlerini” tek tek yerine getirirken PKK’nın en temel şart olan geri çekilme ve silâh bırakmayı dahi uygulamadığı görülmüştür.) Yâni PKK bu süreçten sürekli kazançlı çıkmıştır. Burada dikkat çekecek olan nokta, 2006 yılından itibaren terörde bir artış olmasına rağmen müzakerelere sanki hiçbir şey olmamış gibi devam edilmesi olmuştur. Örneğin 2011 yılının ikici yarısından 2012 yılının sonuna kadar devam eden PKK terörüne karşı önemli başarılar elde edilmesine rağmen bu mücadele terk edilmiş ve görüşmelere tekrar başlanmıştır. KCK operasyonları ile PKK’ya ciddî bir darbe vurulurken bitirme noktasına gelinmeden vazgeçilmiş ve hepsi süreç içerisinde sessiz sedasız serbest bırakılmıştır. Bu devleti PKK karşısında yenilmiş konumuna oturturken PKK’nın da özgüven kazanmasını da sağlamıştır. Müzakerelerin her bir aşamasında taleplerinin yerine getirilmesi kimi uzmanlar tarafından bir taviz gibi değerlendirilmiş olsa da bu tespit doğru değildir. Söz konusu olan PKK’ya taviz değil, örgütün Türkiye’nin millî ve üniter yapısının dönüştürülmesi sürecinde meşru bir aktör olarak, daha doğrusu oyun kurucu bir aktör olarak işlevsel bir konuma oturtulmasının bir gereğidir.

PKK, kendisine bahşedilen bu kurucu rol sayesinde tarihi boyunca, belki de aklından bile geçiremediği bir kazanımlar sürecine giden yolu da açmış oldu. Öncelikle en önemlisi PKK meşru bir örgüt hâline gelmiştir. Bu meşrulaştırma süreci bizzat devleti yönetenler tarafından büyük bir başarı ile gerçekleştirilmiştir. Bülent Arınç’ın Başbakan yardımcısı sıfatıyla PKK’nın nasıl ortaya çıktığı konusundaki açıklamaları ve Öcalan konusundaki “dindar Öcalan”, “namaz kılan Öcalan”, “onların yerinde olsam ben de dağa çıkardım” söylemleri yanında Beşir Atalay’ın, “Öcalan, Kürtlerin lideridir” açıklaması PKK’nın hükümet eliyle kazandığı ve bundan sonra da asla geri alınamayacak olan meşrulaştırıcı zeminini yarattı. Bu meşrulaştırma çalışmaları uluslararası alanda da PKK’nın yürüttüğü başarılı diplomasi sayesinde AB ülkelerinde de meşrulaştırma aşamasına taşımış ve pek çok ülke Türkiye’yi örnek alarak PKK’yı terör örgütü listesinden çıkarmıştır. Suriye’de de Türkiye’nin kontrolünde PKK devletleşmeye başlamıştır. Bugün itibariyle PKK/PYD, ABD, Rusya ve AB ülkelerinin askerî ve siyasî desteğine mazhar olarak IŞİD’e karşı vatanlarını koruyan mazlum savaşçılar olarak görülmeye başlanmıştır. Başbakan Davudoğlu dahi, seçim çalışmaları sırasında Kobani’ye selam göndermiştir. Güneydoğu’da askerî operasyonların engellenmesi ile PKK alan hâkimiyetini bütün unsurlarıyla ele geçirmiş ve bir halk savaşı konseptine uygun güçlü bir sivil zemin yaratmayı başarmıştır. Mezarlarını açmış, vergiler toplamış, PKK liderlerinin dev heykellerini dikmiş, mahkemelerini kurmuştur. Örgütün toplum üzerindeki baskı artmış, devletin olan bitene sessiz kalması başta Korucular olmak üzere devlet yanlısı geniş kesimi çâresiz bırakmış ve devletle olan bağları hem fizikî hem de duygusal açıdan çözülme aşamasına gelmiştir. Her biri devlet inşa aşaması olan bu uygulamalara bilinçli olarak göz yumulmuştur. PKK uygulamaları karşısında devletin bu sessizliği bizim Türkiye’nin dönüştürülmesi sürecinde “kurucu bir aktör olarak PKK” varsayımımızın doğrulandığı verileri sağlamaktadır.

Çözüm Süreci PKK’yı Bitirmeye Yönelik Bir Proje miydi?

Çözüm Süreci’ni değerlendirirken “amaçlar” noktasında birbirini tamamlayan iki boyutu akılda tutmak icap eder. Birincisi, açık, ikincisi de kapalı amaç. Birincisi kamuoyunun tepkisinin en aza indirilmesi ve etkisizleştirilmesi stratejisi için perdeleme işlevi gören “akan kanın duracağı” ve “anaların ağlamayacağı” gibi söylemlerde temsil edilen “PKK terörünün bitirileceği” argümanıdır. Başka bir deyişle, kamuoyunun bilişsel evrenini olumlu bir yöne kanalize etmeye gayret eden argümanlar. İkinci boyut ise siyasal ve idarî yapının yâni sistemin dönüştürülmesi gibi bir ideolojik ve zihinsel arka plan sahip olan “Kürt sorununun bitirileceği” argümanıdır. Fakat toplumun tepkisini kontrol altına almak maksadıyla iki ayrı hedefi ifâde eden bu kavramlar birbirinin yerine kullanılır.1

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir