Almanya: Kuşatılmaya ve Baskı Altına Alınmaya Çalışılan Bir Güce Doğru mu?
22 Kasım 2015
Rusya Norveç’i İşgal Eder mi?
22 Kasım 2015

Siyasî Coğrafya Açısından Avrupa Birliği-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın Muhtemel Sonuçları

1. Giriş

İnsanoğlu, doğuştan birçok siyasî davranışa sahiptir ve tarihî tecrübesi içinde birçok siyasî tavır geliştirmiştir. İnsanın vazgeçilmez bir parçası olan siyasî davranışları, belirgin olarak coğrafî özellikler gösterir. Siyasetî insanlığın bir parçası olarak gören coğrafyacılar, insanın siyasî tavırlarının mekânla ilişkisine odaklanmıştır. Bunun sonucu ise siyasî coğrafya olarak müşahhas hâle gelmiştir.

Siyasî coğrafya; her ne kadar siyaset ve coğrafya kavramlarının birleşmesinden oluşmuşsa da, içerik bakımından bundan çok daha fazlasıdır. Bu disiplinin konuları arasında siyasî sınırlar, devletlerin/siyasî organizasyonların özellikleri ve hâkimiyet alanları, jeopolitiği, ülke içi siyasî bölgeleşme, ihtilaflı bölgeler, kent politikası, spesifik mekân ve topluluklar (kimlik, azınlıklar, hâkim kültür vb.), siyasal nedenli mobilite, seçimler, küreselleşme ve uluslararası oluşumların dağılış ve etki-hâkimiyet alanları gibi birçok konu yer almaktadır (Kahraman, 2014: 234).

Siyasî coğrafya, bu geniş çalışma ve araştırma alanına rağmen, Türkiye’de yeterli ilgiyi görmemiştir. Bunun Türkiye’ye özgü bazı nedenleri vardır ki, bunların başında siyasetin, geçmişten beri mayınlı bir alan olarak görülmesini saymak gerekir. Ancak bu ilgisizliği, sâdece bu nedenle açıklamak da mümkün değildir. Yakın dönemde siyasî bakımdan önemli dönüşümler yaşayan Türkiye’de, bu dönüşümler coğrafyacılar tarafından ele alınmamış, bunların muhtemel sonuçları üzerinde karar vericilere yol gösterici çalışmalar yapılmamıştır. Yapılan bazı çalışmalar ise “mayınlı” alanların dışında kalmıştır. Bilindik tabirle bunlar “suya sabuna dokunmayan” çalışmalardır ki, zaten önemli kısmı, ders kitabı niteliğindedir. Belki de Türkiye, siyasetsiz siyasî coğrafya yapma(!) başarısını gösteren nadir örneklerden biridir.

Dünya üzerinde hiçbir şey eşit ve dengeli şekilde dağılmamıştır. Dünyadaki ulaşım ağlarının, mal dolaşımının ve göçlerin temel nedeni de budur. Göçler; doğumlar ve ölümlerle birlikte nüfusun üç temel değişkeninden biridir ve tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Nüfusun ve ulaşım imkânlarının artması, gelir dengesindeki makasın genişlemesi, siyasî bakımdan istikrarsız bölgelerin çoğalması gibi nedenlerle dünyadaki göç trafiği, genel olarak, tarih içinde artan bir grafik göstermiştir. Söz konusu koşullar değişmedikçe, göç trafiğindeki bu artışın süreceği tahmin edilebilir.
Göçler, genel bir eğilim olarak, az gelişmiş ve istikrarsız bölgelerden, gelişmiş ve istikrarlı bölgelere doğru yapılır. Günümüzde dünya üzerindeki göçlerin temel yönü, AB’yi ve ABD’yi göstermektedir. Türkiye, AB’ye sınır olması ve üç kıtanın kavşak bölgesinde yer almasından dolayı AB’ye yönelen göçlerin güzergâhı üzerinde bulunmaktadır. Bu durum, Türkiye’de önemli mülteci sorunlarının yaşanmasına neden olmaktadır. Hem AB yetkilileri ve hem de Türk yetkililer, bu sorunu aşmak için bazı çalışmalar yürütmüşlerdir; bu süreç hâlâ da devam etmektedir.

Bu çalışmalardan biri de, uzun bir altyapı ve hazırlık döneminden sonra 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ile AB arasında Ankara’da imzalanan “Vize Serbestîsi Diyalogu Mutabakat Metni ve Geri Kabul Anlaşması”dır. Türkiye kamuoyunda söz konusu anlaşma hakkında “vize serbestîsi” üzerinden büyük bir bilgi kirliliği yaratıldı ve medyada yapılan haberlerin baskın kısmında bu noktadan hareket edildi. Ülkemizde son yıllarda yaygınlık gösteren düşünce kuruluşlarının büyük kısmı, bu konuyu görmemeyi tercih ettiler; konu ancak cılız birkaç makale ile gündeme gelebildi. Söz konusu anlaşma, onaylanmak üzere bir kanun tasarısı olarak Başbakanlık tarafından 08.01.2014 tarihinde TBBM’ye gönderildi. (Başbakanlık: 2014) Anlaşma, 25.06.2014 tarihinde TBMM’de yapılan görüşmelerde kabul edildi (CNNTURK: 2014).

Bu metinde, Geri Kabul Anlaşması’nın Türkiye ve AB açısından muhtemel sonuçları, siyasî coğrafya perspektifinden incelenmektedir. Başlıca araştırma soruları şunlardır: Türkiye ile AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması, hangi ihtiyaçtan kaynaklanmıştır? Bu anlaşmanın Türkiye’nin AB üyelik sürecine doğrudan veya dolaylı olarak katkısı var mıdır? Geri Kabul Anlaşması’nın her iki taraf için avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir