Değişen Muhafazakârlık Üzerine Düşünceler
21 Aralık 2015
Uluslararası Hukuk’ta Garanti Antlaşmaları ve Kıbrıs
21 Aralık 2015

Millet Nedir?

“İnsan özde ne kendi diline, ne de kendi ırkına âittir. O sâdece kendisine âittir. Bu esas olarak özgürlük ve ahlâk olgusudur.” Ernest Renan, 1882.

“Milletleri ayıran ve varlığını ortaya koyan nedir? Bu ne ırk, ne de dildir. İnsanların açık bir şekilde beraber yaşama, ortak çıkar, sevgi bağlılıkları ve beraber umut etme düşüncelerini içinde barındıran bir topluluğa kalpten hissetmeleridir. İşte vatan budur. İşte insanların beraber geleceğe yürüme isteği budur. Beraber çalışmak, beraber savaşmak, birinin diğeri için yaşamayı ve ölmeyi göze almasıdır. Alsas’a bakın! Irk ve dil açısından Alman gibi olabilir. Ama vatan sevgisi ve milliyetçilik bakımından tam bir Fransız’dır”. Fustel De Coulange, 1870.

Çok açık, net bir düşüncemi beraber analiz etmeyi öneriyorum. Fakat bu düşüncem aynı zamanda yanlış anlaşılabilecek bir tehlikeyi de bünyesinde barındırıyor. Dikkatinizi şuna çekmek istiyorum. İnsan toplulukları şekil biçimleri bakımından oldukça geniş bir yelpaze arz ederler. Örneğin büyük insan toplulukları vardır, Çin’de, Mısır’da veya çok eski dönemlerde Mezopotamya’da, Babilliler gibi.1 Aynı zamanda kalabalık Yahudi ve Arap kabileleri de. Atina ve Sparta gibi ünlü şehir devletleri, içinde farklı devletlerin toplandığı imparatorluklar, vatansız topluluklar, dinî inançların birbirine bağladığı insan toplulukları, İranlılar ve İsrailoğulları gibi, Fransa ve İngiltere gibi olgunlaşmış milletler ve de Avrupalı otonomlar, İsviçre konfederasyonları ya da Amerika gibi farklı ırkların oluşturduğu akrabalıklar.

Bir de dil unsuru vardır. Örneğin güçlü bir birleştirici özellik olarak farklı Alman grupları ve Slav gruplarını tanımlar. İşte hâlen mevcut veya daha önce var olmuş çeşitlerin hepsi burada çok ciddî farklılıklara sahip olanlar haricinde diğerlerini birbirinden ayırt edebilmek neredeyse imkânsızdır.

Fransız İhtilali çağında genellikle bu alana ilgi duyanlar zannederlerdi ki Sparta ve Romalı küçük şehirlerin kuruluşları, içinde milyonlarca ruhu barındıran bizim büyük milletlerimize karşılık gelmektedir. Ne büyük bir hata! Evet! Günümüzde büyük bir hata yapılıyor ve ırk, millet ile karıştırılıyor. Ayrıca bu büyük etnografik gruplara ve daha çok dil gruplarına geçmişteki bu toplulukların yapısal birlikteliği atfediliyor ve onlarla tanımlanıyor. Şimdi bu konuda kafa karışıklığını azaltmak için ve bu zor soruya bir cevap bulabilmek için birkaç değerlendirme yapalım ve açıklık kazanalım. Çünkü muhakemenin temelinde ölümcül hatalara yol açacak konular var. Dikkatli bir inceleme yaparsak bence sonuç da başarılı olacaktır. Bu tam olarak canlılar üzerinde yapılan bir deney olacak ve çalışmayı yaparken de ölülere nasıl davranıyorsa canlılara da öyle davranacağız. Bunun içinde soğuk, mutlak ve tarafsız hareket edeceğiz.

Zor Engellerle Dolu Bir Yol: Milliyetçilik

Roma İmparatorluğu’ndan sonra veya daha doğrusu Şarlman İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra bizce Batı Avrupa’da milletler oluştu ve kuşaklar boyunca biri diğerinin üzerinde sürekli olarak bir hegemonya, bir üstünlük oluşturmaya çalıştı. Ama sürekli bir başarı elde edebilecek bir girişim hiçbir dönemde gerçekleşemedi. Toplumlarına yön veren önemli isimler çıktı ve onları yönetti. Charles Quinn, 14. Lui, Napolyon gibi… Hiçbiri toplumlarını geleceğe taşıyamadı. Yâni bir Roma ya da Şarlman İmparatorluğu’nun yeniden tesisi gerçekleşemedi. Avrupa’daki bölünme çok büyüktü ve bu farklı gruplar birleşmeye elverişli değildi. Aynı zamanda kendi içlerindeki problemler de kolay bir koalisyon oluşmasına müsaade etmiyordu. Her bir grup kendi doğal sınırlarını koruma konusunda hırslı bir tutum sergilemekteydi. Kısacası bir çeşit denge sisteminin yerleşmesi için uzun bir zaman dilimine ihtiyaç vardı. Bu grupların içinde Fransa, İngiltere, Almanya ve Rusya var olmaya devam edecektir. Onlar tarihi geçmişlerine ve varlıklarına güvenerek bir dama tahtası üzerinde kesintisiz, istedikleri hamleleri yapabileceklerini düşüneceklerdir. Fakat bu her zaman için geçerli olmayacaktır.

Milletler! Bir açıdan bakıldığında tanımlanmasının oldukça yeni olduğu görülüyor. Geçmişin toplumları için bu tanımlamalar onlara hiçbir şey ifâde etmiyor. Eski Mısır, Çin ve Asurlular, günümüz anlamında kullanılan millet algılamasının hiçbir ögesini içlerinde barındırmıyor. Çünkü onlar tarih sahnesinden çekilinceye kadar kendilerini, güneşin ya da gökyüzünün oğlunun korumasındaki topluluklar olarak görmüşlerdir.

Böyle baktığımızda ne Çinliler ne daha fazla Çinlidir, ne de Mısırlılar… Eski Çağlar’ın toplumlarında krallıklar, bölgesel konfederasyonların imparatorluklarıdır ve bugün anladığımız şekilde millet tanımasını çok az hissettirir. Atina, Sparta, Sidon ve bunun gibi dönemsel kent devletlerinde ise çok az vatan ve vatan sevgisi algısına rastlanır. Fakat aslına bakarsanız bu kent devletleri de genellikle belli bir sınır ile tanımlanabilir özellik ortaya koyar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir