Savaş Uçağı Krizinin Türkiye-Rusya İlişkilerinin ve Bölgenin Geleceğine Yansımaları
21 Aralık 2015
“Türkmenler Stratejik Bölgelerde Yaşıyor”
21 Aralık 2015

Rusya Dünyaya Meydan Okuyor

Türkiye’nin Suriye sınırında bir uçağın düşürülmesiyle birlikte dünyanın siyasal gündemi değişmiş ve Ortadoğu bölgesi ile beraber Türkiye Cumhuriyeti de yeni bir siyasal krizin içine sürüklenmişlerdir. Soğuk savaş döneminde uzun süre iki ayrı kutup içerisinde yer alan Türk devleti ve Rusya Federasyonu, küreselleşme sürecinde normal düzeyde ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, uçak krizinin ortaya çıkması üzerine yeniden eskisi gibi karşı karşıya gelmişlerdir. Sınırların ihlal edildiği gerekçesi ile Türk devleti kendini savunurken, Rusya Federasyonu resmî makamları uçağın kesinlikle bir sınır ihlali yapmadığını, Türkiye-Suriye sınırının aşılmadığını ve Suriye’deki iç savaşın önlenmesi doğrultusunda Rus uçağının kendisine verilen görevi yerine getirmeye çalıştığını öne sürerek; Türkiye’nin gerçeklerini dikkate almayarak düşmanca davrandığını, olay tarihinden bu yana öne sürerek siyasal gerilimi önemli ölçüde tırmandırmıştır. Rusya devleti yetkilileri kendilerini savunurken, sürekli olarak Türk devletini suçlamaya çalışmışlar ve bu doğrultuda Türkiye’nin bilerek ve isteyerek kasıtlı bir saldırı içinde olduğunu kamuoyu önünde kanıtlamaya çalışmışlardır. Böylece, soğuk savaşın sona ermesinden sonra geçen çeyrek yüzyıllık dönemdeki küreselleşme sürecinde devam eden iki ülkenin yakınlaşması sona ermiş ve soğuk savaşın iki komşu ülkesi yeniden düşman durumuna sürüklenmişlerdir. Hiç beklenmedik bir anda gündeme gelen uçak düşürülmesi olayından sonra, iki ülke ilişkileri her gün artan siyasal gerginlik ortamında karmakarışık bir hâle gelmiştir.

Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasından sonra giderek normalleşmeye başlayan Türk-Rus ilişkileri, çeyrek asırlık bir küreselleşme dönemi sonrasında yeniden eskisi gibi bir gerginlik çıkmazına düşmesiyle, hem iki ülkenin devleti hem de halkları ciddî bir şaşkınlık dönemine girmişlerdir. Bir yandan son yıllarda başlamış olan her alandaki yakınlaşma durgunluk içine sürüklenmiş, diğer yandan da iki devletin her gün birbirini suçlayan resmî açıklamaları da ortamı kızgınlaştırarak bir savaş öncesi görünümü gündeme getirmiştir. Son üç yüzyılda sürekli olarak karşı karşıya gelen ve savaşan iki büyük devletin yeniden dünyanın merkezî coğrafyasında bir çatışma ortamına sürüklenmesi, içine girilmiş olan yeni yüzyılın en önemli siyasal gerginliği olarak tırmanmaya devam etmektedir. Dünyanın ortalarında yer alan bu iki büyük devletin beklenmedik bir aşamada yeniden bir savaş eşiğine gelmesi, Rus Çarlığı ile Osmanlı İmparatorluğu’nun sürekli olarak savaşmasını ve bu savaşlar sonucunda da iki büyük imparatorluğun çökmesini hatırlara getirmiştir. Çarlık sonrasında kurulan Sovyetler Birliği ile Osmanlı devleti sonrasında tarih sahnesine çıkan Türkiye Cumhuriyeti iki büyük devlet arasındaki tarihten gelen gerginliği yirminci yüzyıl boyunca tırmandırarak yollarına devam etmişler ama soğuk savaş dönemi dengeleri içinde iki büyük devlet Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğu gibi birbirleriyle savaş aşamasına gelmemişlerdir. Üç yüz yıllık savaşlar iki büyük imparatorluğu tarih kitaplarına havale ederken, Rusya’da sosyalist sistem ile Türkiye’de Kemalist model modern zamanların temsilcisi olarak iki büyük devlet yapısını ortaya çıkarmıştır. Küreselleşme aşamasında sosyalist sistem dağılırken, Türkiye’deki cumhuriyet yapılanması da Batılı emperyalist merkezler tarafından ortadan kaldırılmak istenmiş ama her yol denenmesine rağmen bir türlü istenen sonucu ulaşılarak Atatürk Cumhuriyeti tarih sahnesinden kaldırılamamıştır. Batı tipi kapitalist model Rusya Federasyonu’na empoze edilirken, Türkiye’de çeşitli manevralarla bu çizgide bir değişime zorlanmış ama istenen sonuç bir türlü elde edilememiştir.

Küreselleşme dönemine geçilirken kuzey yarım kürede önemli sınır değişiklikleri olmuş, Çek ve Slovak devletleri birbirlerinden ayrılırken, Balkanlar’ın en büyük devleti olan Yugoslavya Federasyonu bir etnik çatışma yolu ile tasfiye edilmiştir. En önemlisi ise Batı Bloku’nun karşısında yer alan Doğu Bloku olarak Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine on beş adet bağımsız devlet tarih sahnesinde öne çıkmıştır. Yer kürenin kuzey bölgesinde istediği değişiklikleri başarıyla yerine getiren Batı emperyalizmi, sıra güney yarı küreye gelince bocalamış ve dünyanın Batılılaştırılması doğrultusundaki bir küreselleşme oluşumuna güney yarı kürede yer alan devletleri sürükleyememiştir. Bunun en açık örneği de, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen sonra bir oldu bitti yaratarak Amerikan ordusunun Basra Körfezi’ne gelerek yerleşmesi olmuştur. ABD elçisinin kışkırtması üzerine Irak ordularının Kuveyt devletinin sınırları içine girmesiyle başlayan yeni dönemde, önce Körfez Savaşı, sonra Irak savaşı ve daha sonra da Suriye savaşının çıkartılmasıyla birlikte, kuzey yerkürede gerçekleşen dağılma ve parçalanma oluşumlarının güney bölgesinde yer alan Ortadoğu devletlerine de taşınmak istendiğini açıkça ortaya koymuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir