Kasım 2015 Sayı 175
22 Kasım 2015
Savaş Uçağı Krizinin Türkiye-Rusya İlişkilerinin ve Bölgenin Geleceğine Yansımaları
21 Aralık 2015

“Rusya Post-Emperyal Sendrom’dan Muzdarip”

Ortodoksluk Rus Kimliğininin Önemli Bir Parçası

2023- Türkiye ile Rusya ilişkileri dediğimizde 500 sene süren mücadele dolu bir tarihten bahsediyoruz fakat görülen o ki Rus toplumunu yeterince tanımıyoruz. En son yaşanan krizle birlikte bunu bir kez daha müşahede ettik. Rus toplumun tipik özellikleri nelerdir?

H. A. Karasar- Biz Rus toplumunu tanımıyoruz ama doğrusunu isterseniz Arapları, Farsları da yeterince tanıdığımızı söyleyemeyiz. Hatta kendi toplumumuz dâhil tanıdığımız bir toplum var mı, şeklinde zaman zaman düşünmüyor değilim.

Rus toplumuyla bizim ilişkilerimiz aslında bin senelik bir ilişki. 10. yüzyıldan yâni Kiev Rusyası’ndan beri süren bir ilişkiden bahsedebiliriz. Ruslar yâni Doğu Slavları Türklerle büyümüş, gelişmiştir. İlk Arap tarihçileri meselâ Rusların ülkesine “Bilad-ı Saklap” derlerdi. Bunun biraz daha doğusuna Kazan, Bulgar ve Hazar bölgelerine de “Bilad-ı Türk” derlerdi. Dolayısıyla tarihsel süreçte sürekli içli dışlı olmuşuzdur. Fakat bu karşılıklı tanışmama durumuna en önemli etken tabiî ki dindir. Rus kimliğine baktığımızda iki şeyin çok öne çıktığınızı görüyoruz: Birincisi, Ortodoks Hrıstiyanlık. Ruslar Hristiyanlıklarını “Pravoslaviye” yâni “Doğru Yol/İnanç” şeklinde tarif ederler. İkincisi de Rus dili etrafında gelişen Rus kültürü. Meselâ Hristiyan Tatar toplulukları vardır “Kreşin” dediğimiz, Hristiyan olmuşlardır ama Tatarcayı bırakmamışlardır bu sebeple de tam Ruslaşmamışlardır. Yine meselâ Çuvaşlar, Ortodoks Hristiyanlardır ama dillerini ve kültürlerini muhafaza ettikleri için Rus kültür havzası içine girmemişler ve Ruslaşmamışlardır. Ancak Rus kültür halkasına girip Ruslaşan topluluklardan fazlaca bahsedebiliriz. Yâni Rusların bir asimilasyon gücünün olduğunu söyleyebiliriz.

500 yıl meselesi bizim Osmanlı-Rus ilişkilerinden kaynaklanıyor. Rusların devlet olarak sınırlarını genişlettikleri ilk vakit, bizim hep tekrar ettiğimiz şekilde 1552’de Kazan’ın, 1556 Astarhan’ın Rus hâkimiyeti altına girmesiyle tarihlenir. İmparatorluk yolunda yürümeye başlamışsa da Rusların tam bir imparatorluk olması Büyük Petro zamanındadır. 1703’te St. Petersburg’u imparatorluk başkenti olarak inşa etmeleri, 1725’te Petro ölürken bıraktığı söylenen “sıcak denizlere inme” mirasını ya da vasiyetini imparatorluğun başlangıcı olarak değerlendirebiliriz. Yâni 18. yüzyılın başı olarak koyabiliriz imparatorluk olmasını. O zamandan bu zamana on iki savaş yapmışız Ruslarla, Birinci Dünya Savaşı dâhil. Bu on iki savaşta, 1710 savaşı ve 1853-56 Kırım Savaşı dışındaki savaşlarda, Ruslara karşı hep mağlup olmuşuz. 19. yüzyılda üç büyük Türk-Rus savaşı vardır, 1829 Savaşı’nda Erzurum’a kadar gelmişlerdir, ardından Edirme Mukavelesi imzalanmıştır. 1877 Savaşı’nda, bizim 93 Harbi dediğimiz savaşta, İstanbul’a kadar gelmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki ve Batı’daki varlığı hatta doğudaki varlığı, zira 1877’de Kars, Ardahan, Batum Ruslar tarafından işgal edilmiştir, Ruslar tarafından tehdit edilmiştir. Ama 1853-56 Savaşı’nda Osmanlı Türkiyesi uluslararası bir koalisyonun içinde yer alarak İngiltere, Fransa ve İtalya ile birlikte Rusya’ya bir müdahalede bulunmuş ve Kırım Savaşı’nda Kırım’a asker çıkartmıştır. Çok büyük bir askerî başarı elde edilememiştir, çünkü Sivastopol kenti bir yıla yakın muhasara altında kalmasına rağmen düştüğünde bir harabeden başka birşey değildi. Ruslar açısından da Sivastopol direnişi en büyük kahramanlık hikâyelerinden biri olmuştur. Her ne kadar bir kahramanlık hikâyesi olarak anlatılsa da bu direniş, uluslararası bir koalisyona karşı bu gerileme, önemli bir travmayı da temsil eder. Çünkü 19. yüzyıl, Rusların imparatorluk tarihi açısından, emperyal-kolonyal gelişmesi açısından, altın bir yüzyıldır. Bu dönemde tabiri yerinde ise biraz karizmaları çizilmiştir ve bu savaş farklı gelişmelere de yol açmıştır. Kırım Savaşı’ndaki yenilgi sonrasında bakıyoruz; hemen Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya’ya açılım ve ilerleme hızlanmıştır. Her ne kadar ondan önce 1828’de Türkmençay Anlaşması yapılmış olsa da Ruslara karşı özellikle Kuzey Kafkasya’da 1856-57’ye kadar büyük direnişler olmuştur. İşte 1857-58’lerde Kafkasya’yı hızlı bir şekilde sömürgeleştirmelerinin ardından hemen Orta Asya’ya yönelik Rus saldırıları başlamıştır. 1870’lerin sonuna kadar da Rusların Orta Asya’ya yerleşmesi tamamlanmıştır. Orta Asya’da Buhara, Hokand ve Hive ayakta kalmıştır sâdece. Bunun dışında Uzak Doğu’da da genişleme içine girmiştir Ruslar. Çökmekte olan Çin İmparatorluğu’ndan Mançurya’yı ve Usuri’yi koparmışlardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir