İran’da Türklere Hakaret Hadisesi Nasıl Değerlendirilmeli?
21 Ocak 2016
Yeni Osmanlıcılık Arayışları
21 Ocak 2016

Babür Şah’ın Yetimleri: Afganistan Türkleri

Günümüzde silâhlı saldırı, bombalama ve çatışma gibi sözlerin hiç kimsede endişe uyandırmadığı coğrafyaların başında Afganistan gelmektedir. Afganistan, tüm tarihî özelliklerinin ve mirasının üstü bombalarla, kurşunlarla ve kanla örtülmüş bir coğrafya hâline gelmiştir. Bugün Afganistan’ın başkenti Kabil’e adım attığınızda, gözünüzün önündeki tablodan cep telefonlarını ve motorlu taşıtları kaldırdığınızda, en az iki yüzyıl geriye gidiyorsunuz. Kurşun izlerinin normal bir desen hâlini aldığı binaların arasından, kurumuş ve çöp dolu bir dere yatağının kokusuna hiç aldırmıyorsunuz. Çünkü size her karesinde başka bir dünyada olduğunuzu hatırlatan bir hengâmenin arasında kalıyorsunuz. Bu harap olmuş şehrin içinde değerli görülen ne varsa, üstü keskin tellerle örülü dev betonların arkasında saklanmış durumda. Okullar, bankalar, devlet daireleri ve bu dünyaya âit olmayan yabancı devlet temsilcilikleri, bu betonlar arkasında tehditlerden korunmaya çalışılıyor. Tüm bunları izlerken dışarıdan gelen birinin aklına ilk gelen “Buraya ne olmuş böyle?” sorusu oluyor. Bu soru, ancak geçtiğimiz 35 yılın içinde gün be gün yaşananlarla açıklanabiliyor.

Kabil’in tüm acı hatıralarını sokakların, binaların ve insanların yüzünde okurken, şehrin ortasında vaha gibi bir yeşil alanla karşılaşıyorsunuz. Silâhın içeri alınmadığı ve ücretli girişin olduğu bu bahçenin adı Bağ-ı Babür, yâni Babür’ün Bahçesi. 12 yaşından itibaren bu coğrafyada saltanat mücadelesine girişerek, ömrünü büyük bir devlet kurmaya adayan Babür Şah’ın kabrinin yer aldığı bu bahçe, size dışarıdaki Kabil’i unutturan tek yer. Büyük bir havuzun etrafında yemyeşil bir bahçe ve bu bahçe içinde sohbet eden, yürüyüş yapan kızları ve erkekleri görüyorsunuz. Sanki 35 yıllık savaş buraya hiç uğramamış. Bu coğrafyanın en büyük kahramanı olan ve Afganistan-Hindistan coğrafyasında bir Türk imparatorluğu kuran Babür Şah’ın kabri başında kendi kendinize, “Babür Şah’ın ordusu, halkı, evlatları nerede şimdi?” diye soruyorsunuz. Bu soruya da Afganistan’daki Türkleri düşünerek cevap arıyorsunuz. Ancak Afganistan’daki siyasî yapıya ve bölgedeki uluslararası ilişkilere baktığımızda, hem ülke içinde hem de uluslararası alanda yalnız kalan Afganistan Türklerinin, Babür Şah’ın yetimleri olduğunu fark ediyorsunuz.

Bu yazıda Eylül 2015’te Kabil’den Mezar-ı Şerif’e, oradan Güney Türkistan’ın çöllerine uzanan bir ziyaretin oluşturduğu tarihî ve siyasî sorulara, yine tarihin ve uluslararası ilişkilerde yaşanan gelişmelerin içinden cevaplar aranmıştır.1 Özellikle Afganistan’daki Türklerin ve Türkiye’nin Afganistan ile olan bağlarının gerekçeleri sorgulanmış ve geleceğe yönelik Afganistan ile Türkiye arasında daha güçlü bağların kurulması gerektiği ve kurulabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda dört temel sorudan hareket edilmiştir. (1) Afganistan’a ne olmuştur da Afganistan bu hâle gelmiştir? (2) Afganistan’da Türklerin durumu nedir? (3) Afganistan’da Türkiye’nin ne işi vardır? (4) Afganistan’daki Türkler için neler yapılabilir?

Son 35 Yılda Afganistan’a Ne Oldu?

19. Yüzyılda büyük güçler arasındaki “Büyük Oyun” olarak adlandırılan siyasî mücadelenin en önemli çekişme noktalarından biri de İngiltere ile Rusya arasında kalan Afganistan’dır. İki güç arasındaki tampon bölge olan Afganistan, bu mücadelenin doğurduğu denge ile bağımsızlığını korumayı başarırken, bu dengeyi sağlayan siyasî itişme Afganistan için yıpratıcı olmuştur. Soğuk savaşın son on yılı başlarken Afganistan’da Şah yönetimi devrilmiş, 27 Nisan 1978 tarihinde komünistlerin desteklediği Afganistan Demokratik Halk Partisi (ADHP) tarafından “Saur Devrimi” gerçekleştirilmiştir. Şah’ın elinden alınan Dilkuşa Sarayı, yeni iktidar tarafından Halk Evi olarak adlandırılmıştır. Ülke halkı da sâdece adını duydukları bu sarayı görmek için akın akın “Halk Evi”ne gelmişlerdir. Şah yönetimi altından haksızlıklara uğradığını düşünen halk, zafer sarhoşluğu içinde her şeyin iktidar gücü ile birlikte kendi ellerine geçtiğini düşünmüştür.2 Ancak bu ümit dolu zafer kutlamaları, Afganistan için her boyutta yıkıcı bir dönemin başlangıç tarihi olmuştur.

Afganistan’da sosyalist bir devrim gerçekleşmiştir ancak halk sosyalizm ile ilk kez iktidara geldiğinde tanışma imkânı bulabilmiştir. Sosyalist iktidarın hızlı bir şekilde başlayan toplumsal yapıyı yeniden şekillendirmeye yönelik söylem ve politikaları, dinî inanç ve mezhep bağlılıkları yüksek olan toplumda tepkilere neden olmuştur. Yükselen tepkileri katı bir tutumla ve kanlı bir şekilde bastırabileceğini düşünün iktidar, muhalif olan aydın, öğrenci ve subayları öldürmüştür. Bu dönemde sürgünlerle birlikte yurtdışına kaçışlar da başlamıştır. Muhaliflerden arınmak isteyen yeni yönetim kaçışları hızlandırmak için sınır kontrolleri gevşetirken, 16 Eylül 1979 tarihinde Devlet Başkanı olan Hafızullah Emin, “Afganistan’a beş milyon insan yeter” sloganıyla Afganistan halkının Pakistan ve İran’a kaçışını hızlandırmıştır.3 Fakat iktidar karşıtı herkes kaçmamıştır. Sosyalist iktidara karşı mücahit gruplar silâhlı direniş göstermeye başlamış ve böylece Afganistan’da bir iç savaş dönemi başlamıştır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir