Günümüzde Toplumsal Şiddet ve Metamorfizmi
21 Ocak 2016
Türk-Rus Dostluğunu Pekiştirmek Ya Da Krizi Derinleştirmek, Hangisi?
21 Ocak 2016

Bloklararası Gerginlik Pekişirken

Türkiye-Rusya İlişkilerinde Bir Öngörü

Geçmişin, bilimsel verilerden uzak, yıldızlara bakılarak geleceğin saptanması konularıyla ilgilenen “Yıldız Falcılığı” (İlm-i Nücum) günümüzde, sosyal bilimin laboratuvarı konumundaki karşılaştırma yöntemleri ve istatiksel verilerle “Gelecek Bilim”(Fütüroloji)’e doğru bir evrilme içerisine girmiştir. Bilinen bir gerçektir ki, tarih bilimi bir “gelecek bilim” değil, aksine “paradigmatik vizyon”un genişletilmesi, geniş görüşlülüğün katmanlaştırılması, geleceğin belirsizlikleri içerisinde olasılıkları, seçenekleri daha doğru değerlendirebilmeyi hedeflemektedir. Öte yandan, “gelecek bilim” ya da uluslararası terminolojideki yaygın adıyla “fütüroloji”, tarih bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplininden farklı olarak, daha çok günümüzde yaşanılan trendlere bakılarak kısa, orta ve uzun vadede ülkelerin, bölgelerin ve de dünyanın nasıl olabileceğini tahmin etmeye çalışan bir disiplin olarak görülmektedir. Diğer bir deyişle mevcut verilerden yola çıkılarak, bu bilgileri arzulanan ve güdülenen geleceğe ulaştırmada bir yol haritası biçiminde özetlenmektedir.

Ancak teknolojik devrimle birlikte büyük bir ilerleme gösteren fütüroloji, böylesine karmaşık ve kaotik küresel sistem içinde, 1989’da Sovyetler Birliği’nin dağılacağı ve Berlin Duvarı’nın yıkılacağını öngörememişti. 2011 yılında sanal âlemin etkisi ve “dijital devrim”in itici gücüyle kapalı kapılar arkasında kurgulanan Arap Baharı da önceden tahmin edilememişti. Dünyanın büyük bir kısmı da söz konusu gelişmelerin ABD-AB’nin çıkarları doğrultusunda geliştiğini ve onların istihbarat servislerince güdülendiğini göz ardı etme eğilimindeydiler. Olaya bu perspektiften bakılınca 2015 yılının sonlarında Türkiye’nin bir Rus askerî uçağının düşüreceği ve bu şekilde İsrail ile barış yolunun açılacağını da öngörülemezdi. İsrail Bar-İlan Üniversitesi Gelecek Bilimcisi (Fütürist) Prof. Dr. David Passig, yazmış olduğu “2050” adlı kitabında geleceğe yönelik bazı verileri aktardıktan sonra 2040’da Türkiye’nin “süper güç” olacağının altını çizmiştir. CIA’ya bilgi yağdıran STRATFOR’un kurucusu, ABD başkanlarına danışmanlık yapan, Macaristan doğumlu bir başka Fütürist Neocon Yahudi George Freidman da bu tezi desteklemiştir. Bütün bu yaldızlı iddialara karşın gözlerden kaçan 2040’lı yıllar bandındaki öngörülerdi. 2050 kitabında, bir yandan Çin’e karşı ABD-Türkiye-Japonya ittifakı pekiştirilirken, 2040’lı yıllar bandında TC ile RF arasındaki bir savaş olasılığından bahsedilmekteydi. Türkiye’nin İslâm ve Türk coğrafyasında “Büyük Türk İmparatorluğu”na doğru evrileceğine değinilirken, ABD’nin de kendi küresel hegemonyasını devam ettirmek için önce Rus daha sonra da Çin engellerini bir nevi sindirme harekâtıyla ortadan kaldırmaya çalışılacağının parametreleri söz konusu kitapta özetlenmiştir. Türkiye ile Rusya arasında yaşanan son krizden sonra yurt dışında ve özellikle İsrail medyasında, David Passig’in adı da belirtilerek bu öngörünün altının çizilmesi ilginç bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Bu makale kapsamında gelişen son süreçte Türkiye-Rusya ABD-ÇHC ilişkileri evrensel ölçekte irdelenecek, TC ve RF Suriye’deki çakışan menfaatleri meyanında yeni çıkarımlarda bulunulmaya çalışılacaktır.

RF’nin “Yakın Çevre Politikası”ndan Ortadoğu’da
Bloklararası Vekâlet Savaşına (Inter-Block Proxy War)

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya, elinde kalanlarla bir federasyona doğru evrilirken, uzunca bir dönem kendini toparlayamamanın sancılarını yaşamıştır. Bu kaotik yılları Rusya ödün vererek atlatmaya çalışmıştır. Bağımsız Rusya Federasyonu (RF) oluşturulurken, Rusya 150 milyon nüfus ve 5 milyon kilometre kare toprak yitirmiş, kaybettikleri üzerine ise 15 yeni bağımsız ülke kurulmuştur. Başta ABD, AB olmak üzere bu arada Türkiye Cumhuriyeti de dâhil birçok bölgesel ve küresel güç, eski Sovyet coğrafyasına yönelik yeni politikalar geliştirmişlerdir. Batı etkisi ve güdümüne giren başta Baltık ülkeleri, eski Yugoslavya’nın federe cumhuriyetleri ve özerk yapıları olmak üzere Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’da ortaya çıkan yeni devletçiklerin kendi başına hareket etmeleri, RF’yi uyandırmış ve bu yeni melez (hibrit) oluşumlara karşı yeni politikalar üretmesine olanak sağlamıştır. RF, bu politikalarını oluştururken Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti zamanından kalma iki önemli mirası elinde bulundurmaya da azami gayret göstermesini bilmiştir. Bunlardan birincisi Karadeniz’de Ukrayna’nın Kırım Özerk Cumhuriyeti’ne bağlı olan Akyar Limanı’ndaki üssü ile ABD 6. Filosunun karşılığı olan SOVMEDRON (Sovyetler Birliği’nin Akdeniz Deniz Filosu)’un üssünün Suriye’deki Tartus Limanı olmuştur. Soğuk savaş sonrası dönemde RF, özellikle Karadeniz ve Akdeniz’deki varlığını göstermek adına bu iki deniz üssüne özel bir önem vermesi bu bölgelere müdahale etmesinin nedenleri olarak da görülmelidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir