Türk-Rus Dostluğunu Pekiştirmek Ya Da Krizi Derinleştirmek, Hangisi?
21 Ocak 2016
İran’da Türklere Hakaret Hadisesi Nasıl Değerlendirilmeli?
21 Ocak 2016

Boko Haram: Bölgesel Bir Tehdit ve Ölüm Makinesi

“Herkes Peygamberin öğretilerini yaymak ve bunun için savaşmak ve kendisini feda etmek zorundadır. Batı’nın dini öğretileri büyük günahtır”. Boko Haram.

Giriş

Son çeyrek yüzyılda dünya dehşet bir hızla değişim geçirdi. Bu hıza ne insanlar ne de ülkeler yetişebildi. Devletlerin iç ve dış politikalarına yön verenler de tamamen bu değişimin dışında kaldılar. Dünyanın en önemli jeopolitikçilerinden Firiedrich Ratzel 20. yüzyılın hemen başında yazdığı ve yayınlandığında bilim çevreleri tarafından çok övülen “Toprak, Toplum ve Devlet” isimli araştırmasında; “Devlet topraksız olmaz. Bu sâdece boş toprak anlamına da gelmez. Çünkü toprak içindeki insan ve diğer canlılarla önemlidir. O hâlde bir kısım çevrelerce devletin idamesi için toprağın çok büyük önemi yoktur iddiası ortaya atılmış olsa da devlet ancak sınırları ve bu sınırlar içinde yaşayan insanları olan bir toprak parçası ile değerlidir” demektedir.

Bu cümlelerin ne kadar kıymetli olduğunu ancak günümüzde yaşanan terörizm ve iç savaşlar sonucunda mülteci durumuna düşen, kendi topraklarında ya da dışında ölen insanların haberlerini okuduğumuz zaman anlayabiliyoruz. Suriye’ye baktığımızda 22 milyonluk nüfusun yarısının sınır dışına çıktığı ve bunlardan bir kısmının da mülteci olmak uğruna öldüğünü, geriye kalanların en az %30’unun ülke içinde yer değiştirdiğini, sınırların tamamen ortadan kalktığını, İŞİD gibi devasa bir terör yapısının dokunulmaz hâle geldiğini ve topraksız bir devleti yaşatmaya çalışmak uğruna hâlâ yönetimi bırakmayan bir Nusayri rejimini görerek hayretler içinde kalıyoruz.

Tabiî Suriye sürekli olarak ilgi alanımızda olduğu için sâdece bu coğrafyada terörün kritik olduğunu zannediyoruz. Hâlbuki benzer dramlar, günümüzde hem Afganistan’da, hem Somali’de, hem Kuzey Afrika’da ve hem de Nijerya’da yaşanmaya devam ediyor. Kısacası Afganistan’dan Cebeli Tarık Boğazı’na kadar neredeyse dünyanın çevresinin beşte biri kadar uzunlukta bir bölge, kontrolsüz ve tehdit seviyesinin sonsuz olduğu bir tehlike arz etmekte. Dünyanın geri kalan kısmı ise bu tehdit karşısında iki gruba ayrılmış: Birinci grup kendi çıkarları için bu tehdit alanlarında küresel güç mücadelesi yürütmeye çalışıyor. Diğer kısım ise hiçbir şey yapmıyor. Daha doğrusu hiçbir şey yapmıyor gibi gözükerek bu terör örgütlerinin hareket alanını genişletiyor. Bu kapsamda, yeni stratejilerin geliştirilmesine ne kadar ihtiyaç var, sorusu ne kadar önemlidir, o da belirsizliğini korumakta. Ama öncelikle tehditlerin çok iyi tanınması ve ardından reçetelerin oluşturulması çok önemli. Bu nedenle de bu makale de Boko Haram’ı her yönü ile masaya yatırmayı ve okuyucuların her açıdan bu örgütü öğrenmesini amaçladık.

Nijerya’nın Siyasal Yapısı ve Boko Haram

Nijerya son yıllarda sosyo-kültürel karmaşası nedeniyle kendi içinde canavar yaratan bir fabrikaya dönüşmüştür. Durdurulamayacak hâle gelen bu canavarlardan birisi de “Boko Haram”dır. Bundan on iki yıl öncesine kadar sâdece kendi bölgesi olan Borno eyaletinde basit bir tarikat olan Boko Haram, zaman içinde dönem hükümetlerinin (diktatörleri demek daha doğru olacaktır) hatalarından dolayı ve bu grubu bir tür jeopolitik silâh olarak kullanmak istemelerinden kaynaklı olarak, Doktor Frankenstein rolüne girerek kıtasal ölçekli tehlikeli bir gruba dönüştü.

Nijerya’nın yönetim şekli Federal Cumhuriyettir. Ülke, toplam 36 eyalet ve federal başkent bölgesinden oluşmaktadır. ABD benzeri başkanlık sistemiyle yönetilen ülkede, yürütme yetkisi, halk tarafından dört yıllığına doğrudan seçilen Devlet Başkanı’na verilmiştir. Her eyaletin başında, halk tarafından doğrudan seçilen ve geniş yetkileri bulunan bir vali bulunmaktadır. Her eyaletin kendi hükümeti ve parlamentosu vardır.

Nijerya’da 1999 yılında demokrasiye geçilmesinden itibaren, People’s Democratic Party (PDP) iktidarda olmuştur. Muhalefetteki “Action Congress of Nigeria” (ACN), “All Nigerians Peoples Party” (ANPP), “All Progressives Grand Alliance”nın bir bölümü (APGA) ve “Congress for Progressive Change” (CPC) partileri, “All Progressives Congress” (APC) adlı parti altında birleştiklerini 6 Şubat 2014 tarihinde ilân etmişlerdir. Böylece, APC ülkenin ana muhalefet partisi hâline gelmiştir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir