PKK, Kent Savaşları ve Psikolojik Travma
21 Ocak 2016
Bloklararası Gerginlik Pekişirken
21 Ocak 2016

Günümüzde Toplumsal Şiddet ve Metamorfizmi

Günümüz toplum yapısının bir kök paradigması da sosyal şiddet ve terör örgütleridir. 1960’lar sonrası kampüs alanlarında başlayan sağ-sol öğrenci çatışmaları, özellikle bir toplumsal konfigürasyona dönüşerek, Doğu ve Güneydoğu Kurtarılmış Bölgeler arenasını gündeme getirmiştir. Bu süreç, İç ve Dış Proletarya unsurlarıyla da desteklenmek sûretiyle, Kürdistan İşçi Partisi’ nin (PKK) metamorfizmasına yol açmıştır. Marksist kökenli -dinsel tüm inanç sistemlerine karşıt- bu örgütün başlattığı gerilla hareketleri “Kurtarılmış Bölgeler” teorisinin odak noktasını oluşturmuştur. Böylece, Kuzey-Güney Kürdistan ütopyası, adım adım ilerleyerek, Suriye-Irak-İran ve Türkiye’de (özellikle, Kurtarılmış Bölgeler teorisi altında) dehşet ve şiddet olgusunun alâmet-i fârikasını meydana getirmenin ütopyası içine girmiştir.

Terör ve şiddet olgusu, toplumsal yapının atıf sistemi, algı alanları ile bağlantılıdır. Kurumsal yapı, değerler sistemi, inanç ve dünya görüşleri bu yapılaşmanın temel unsurunu oluşturur. Bu nedenle, bu yazımızda ikili bir yapılaşmayı ortaya koyuyoruz. Bunun için de, ilkin Türk toplum yapısının kimlik dokusunu gündeme taşımak istiyoruz. Böylece, Sünnî-Alevî, aşiret-kabile, kırsal-kentsel, cemaat-cemiyet, zengin-yoksul, Kürt-Türk ve benzer dikotamik yapılaşmaların terör ve şiddet olaylarının ortaya çıkışındaki rollerini açıklamış oluyoruz.

Türk toplumunun Güneydoğu ve bölgesel yörelerini çatışmaların içine sürükleyen terör ve şiddet olaylarının gerilla olgusuna ve kurtarılmış bölgeler arenasına dönüşümünün, nedenleri ve sonuçlarının ötesinde, bir toplumsal algı alanı olarak salt sosyal şiddet ve terör olaylarının yapısal kimliğini analiz etmemiz gerekmektedir. Bu tür bir yaklaşım tarzı, aynı zamanda sosyal şiddet ve terör örgütlerinin niçin radikal sorunlara yol açabileceğini algılamanın ip uçlarını da gözler önüne sermiş olacaktır.

Günümüz Suriye, Irak, İran, Türkiye ve benzeri Ortadoğu yöresindeki olaylar, terör ve şiddet olaylarının metamorfizimini gözler önüne sermesi açısından düşündürücü olsa gerek. Bu yörelerde, son yıllarda bir çeşit antik Vahhabî akımını gündeme taşıyan IŞİD (DEAŞ) ve Türkmenlere karşı, PKK-KCK-YPG ve siyasî kanadı PYD gibi benzeri örgütlerin gündeme getirdiği kurtarılmış bölgeler teorisi veya İslâmizasyon metamorfizmi, önemli algı alanlarını simgelemektedir. Öyle ki, Rusya, İran gibi komşuların Akdeniz’e açılma ve Şiâ nostaljisi arenasında bu coğrafyada aktif rol oynamaları, ülkemizi de tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, toplumsal şiddet, günümüz sosyolojisinin kendine özgü bir irdeleme alanını oluşturmaktadır. Şiddet olgusu, bu anlamda toplum düzenine yönelik patolojik yönelimlerin bir sıralanmasıdır. Salt olarak, toplumsal şiddet kavramını terör-gerilla örgütleşmeleri çerçevesinde düşünmek büyük bir yanılgı olabilir. Oysa, toplumsal tabakalar arası yargılamalar, ideolojik kutuplaşmalar ve temsil ettikleri odak noktalarının sürtüşmeleri, kişiler arası benlik duygularının yarattığı gerginlikler yanında; cinayetler, terör, şiddet ve kan dökülmeleriyle biten tüm kategorileşmeler, sosyolojik anlamda toplumsal şiddetin değişkenleridir.

Bu alandaki araştırmalarımızda, şiddet olgusunun tayf analizi yapılarak, yakın dönemin etnik kökenli, ideolojik boyutlu tüm siyasal gerilimleri, mutlak anlamda sosyolojik bir perspektiften yola çıkılarak, açıklanmaya çalışılmıştır. Sâdece gerilla örgütleri ve eylem kalıpları, bu araştırmanın sâdece belirli bir aşamasının hikâyesidir. Unutulmaması gerekir ki, toplumsal şiddet artık alışıla gelmiş görüş açılarımız ve değer yargılarımızın ötesinde, yeni eylem biçimlerinin bir odak noktasını oluşturmaktadır. Dönemin Batı toplumları da benzeri bir sürecin içinden geçmiştir. ABD’de gözlediğimiz 60’lar dönemi zenci-beyaz çatışmaları, ırkçı eylem biçimleri, Kapitalist-Marksist cepheleşmeleri kendilerine özgü şiddet profillerini sürdürmüştür. Aynı şekilde, Türk toplumu da yakın tarihimizde 68’ler kuşağı adı altında sol fraksiyonları gündeme taşıyan akımların bir arenası konumuna gelmiştir. Ülke genelinde, özellikle üniversite kampüslerinde filizlenen bu sol ve sağ kutuplaşmalar gelip geçici olmamıştır. Sonraları sokağa, büyük kentlere, kırsal alanlara, hatta yurt dışı Filistin yörelerine kadar yayılmıştır. Bu nedenle, Türk toplum yapısında tanık olduğumuz 1968-1980’ler dönemi, günümüz sosyolojisi açısından bir gerilla savaşı olmanın ötesinde, tamamen terör ve şiddete yönelik eylem biçimlerinin ilk aşamasını oluşturur. Bu dönemin toplumsal olayları, yeniden bilimsel açıdan gözden geçirilmeden etnik kökenli bölünmelerin şu andaki alt yapısını anlamak mümkün değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir