Boko Haram: Bölgesel Bir Tehdit ve Ölüm Makinesi
21 Ocak 2016
Babür Şah’ın Yetimleri: Afganistan Türkleri
21 Ocak 2016

İran’da Türklere Hakaret Hadisesi Nasıl Değerlendirilmeli?

İran’ın devlet televizyonunda, kısa bir süre önce, bir çocuk programında Türklere hakaret içeren ifâdeler yayınlandı. “Fitile” isimli bu programda Türk baba-oğul kaldıkları otelin kötü kokusundan şikâyetçi oluyor. Otelin resepsiyon görevlisi ise baba-oğulun ağzının koktuğunu söylüyor. Ayrıca; baba-oğulun dişlerini tuvalet fırçasıyla temizlediğini bu nedenle kokunun kaynağının onlar olduğunu da dolaylı olarak vurguluyor. Bu sahneler İran’da ve dünyanın dört bir yanında yaşayan Türklerin büyük tepkisini çekti.

Bugün, İran Türkleri otuz milyon civarındaki nüfuslarıyla İran içerisinde Farslarla birlikte en güçlü topluluk. Türkler, yaşadıkları bölgelerin jeopolitik konumu, sosyo-kültürel yapıları, ekonomik güçleri ve nüfus potansiyeli itibariyle tarihten bugüne şu anda İran Devleti’nin sınırları içerisinde yer alan coğrafyada yaşanan siyasal değişimlerde öncü rol oynadılar.

10 ve 11. yüzyıllarda Türk Selçuklu yönetimi altında Oğuzların Azerbaycan’a yaptıkları göç dalgaları bölgede büyük bir Türk çoğunluğunun oluşumuna zemin hazırladı. 1501 yılında Safevî Devleti’nin kurulmasıyla beraber bölge halklarının kimliği büyük ölçüde değişime uğradı. Azerbaycan merkezli kurulan bu yönetim, İran’a önemli bir bölgesel güç özelliği kazandırdı. Ayrıca Safevî Devleti; bu bölgede çoğunluğu Sünnî olan halklara Şiî mezhebini kabul ettirdi. Bölgeye sonraki yıllarda hâkim olan Afşar ve Kaçar hanedanları döneminde de Türklük şuuru ve Şiî mezhebi önemini korumaya devam etti.

Safevî Devleti’nde hanedan, komutanlar, vezirler ağırlıklı olarak Türk kökenli olanlar arasından çıktı ancak yaklaşık iki asırlık yönetim sürecinin son yıllarında yaygınlaşan bürokrasiyi geliştirme hareketleri ve başkentin Tebriz’den Isfahan’a taşınması sebebiyle devlete hâkim Türk özellikleri yerini Farslaşmaya bıraktı. Hanedanın ve saray yaşantısının Türklük özelliği korunmasına rağmen devlet kademelerinde bürokrasiyi iyi bilen Fars kökenli memurlar yer almaya başlamış, bu da devlet içinde Türk-Fars geriliminin ilk tohumlarını atmıştır.1

Sonraki yıllarda bölgeye hâkim olan Afşar ve Kaçar hanedanları döneminde de benzer gerilimler yaşanmaya devam etmişse de temelde Türklük şuuru ve Şiî mensubiyeti önemini korumaya devam etmiştir. Bahsi geçen hanedan yönetimleri sayesinde İran Devleti Türklük vasıflarını sürdürmüştür. İran’ı etkileyen, ülkenin siyasal-sosyal kimliğini biçimlendiren yenilikler ve ilgili gelişmeler genellikle İran içerisindeki Türk toplumunun eseri olagelmiştir.

İran’da asırlardır hüküm sürmekte olan Türk kökenli hanedan yönetimi 20. yüzyılın ilk çeyreğinde sona ermiştir. Yerine Fars asıllı olan Pehleviler dönemi başlamıştır. Bu değişim bölgedeki Türkler açısından önemli bir kırılma noktasını işaret ediyor. Özellikle ülkenin siyasî sürecine katılım hususu başta olmak üzere kültürel zeminde kendilerini ifâde etme noktasında ve ilgili diğer alanlarda Türkler bu dönemle birlikte çeşitli sınırlamalara maruz kaldılar.2

1924 yılına kadar yönetimi elinde bulunduran Safevî, Afşar ve Kaçar idarecileri ülkede merkezî yönetimi sağlama hususunda genelde başarısız olmuşlardır. Başkent dışındaki bölgelerde yaşayan çeşitli dinî ve etnik topluluklar merkezden gelen direktiflere bağlı kalmaksızın kendi sosyal (kısmen de olsa ekonomik) düzenlerini devam ettirmişlerdi ancak Rıza Han, İran Devleti’ni ve İran millî kimliğini Fars halkı ve Farsça ile birleştirerek İran milliyetçiliğini teşvik politikası izlemiştir. Bu politikanın bir gereği olarak Şah yönetimi bu yönde yoğun bir faaliyete girişmiştir. Bu uygulamalar ise İran içinde en çok Türkleri etkilemiştir. Çünkü ülke içinde şehir hayatına en yoğun biçimde intibak eden ve kendi kurumlarını oluşturan başlıca grup Türkleridir. Ayrıca bu döneme kadar Türklerin baskın grup olduğu Azerbaycan eyaleti tek bir coğrafî ve idarî birimi ifâde ederken, Şah döneminde burası Doğu Azerbaycan ve Batı Azerbaycan olmak üzere ikiye bölünmüştür. Daha sonrasında bu eyaletlerin Türkiye ve Sovyet Azerbaycan’ı ile sınırlarının kapatılması, bölgede ciddî bir ekonomik durgunluğa yol açmış, bu durum da Tebriz esnafının önemli bir kısmının Tahran’a göç etmesine sebep olmuştur.3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir