Ebu Müslim Horasanî Kürt Müydü?
21 Ocak 2016
Ocak 2016 Sayı 177
21 Ocak 2016

Quis Custodiet İpsos Custodes?

Bu yazı Durmuş Hocaoğlu tarafından kaleme alınan makalelerin yine kendisi tarafından toplanması ve hayatta iken yayınlanması neticesinde oluşan “Düşük Şiddetli Devrim, Bir Entelijansiya Kritiği” kitabına dair çok kısa bir özet ve genişletilmiş bir tanıtım yazısıdır. Öncesinde kısa bir fasıla hâlinde kendisinden söz etmemek de eksik kalır. Yazının eksik ve kusurlu yanları, yazıyı O’nun kaleminden okumamanızdan ileri gelmektedir.

Hocaoğlu’nu kaybetmemizin üzerinden tam 5 sene geçti. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen 2023 dergisinde daha önce yayınlanmış olan “2023 Senesinde Türkiye Mevcut Olmayabilir”1 başlıklı söyleşisi, hâlen beni en çok etkileyen, ara ara dönüp tekrar üzerinden geçtiğim söyleşilerindendir. Bu söyleşi, belki de Türkiye’de son yıllarda yapılan en önemli değerlendirmelerden birisidir. Hocaoğlu, Türk Entelijansiyası’nı şiddetli, hararetli ve bir o kadar da sert bir biçimde ihtar ediyordu. Rahmetli Hoca uzunca bir müddet yazarlığını yapmış olduğu gazeteden “küstürülerek” ayrılmak durumunda bırakılmasının ardından, okuyucusuyla arasına görünmez çitler çekilmiş olsa bile, O’nu tanıyanlar biliyorlardı ki, kendisine yazılan her e-posta rahmetli Hocaoğlu vakit bulur bulmaz yanıtlanacak; haricinde fırsat bulunduğunda web sitesinden önemli notlar yazılacaktır. Öyle kimseler vardır ki, herkesçe okunur ve takip edilebilir, fakat Gazzali’nin tabiriyle ve rahmetli Hocaoğlu’nun da kitabında -asla kendisini kastetmeyerek, şahsımın yakıştırmasıyla- bahsettiği gibi “Havass’ül Havass” konumdadır; onlar ettikleri cümlelerle gündemin kısır döngülerine takılmazlar. Fikirlerini herhangi bir zaman zarfının kısıtlı dilimlerine takılmaksızın tam ifâdesi ile “teemmül” şeklinde sunarlar. Tâbir yerinde ise bize ötelerden seslenir ki, rahmetli Hocaoğlu’nun son dönemde kaleme aldığı son yazısında beyan ettiği üzere “Geleceğin Tarihine Yazılmamış Mektuplar”2 niteliğindedir. “Hocaların Hocası” olmak için TV ekranlarında boy göstermenin, kitaplarının yüzbinler satılmasının ya da kitaplarının albenili kapaklarla güçlü yayın evlerince yayınlanmasının gerekmediğinin en iyi örneği rahmetli Hocaoğlu’dur. Öyle ki Hocaoğlu kolaylıkla elde edebileceği akademik unvanlara bile tenezzül etmeyerek; gerek yazıları ve gerekse hitabetleri ile Türk milletine seslenmeyi yeğlemiştir.

Ötelerden seslenen, her biri akademik değerdeki makaleleri web sitesinde açık bir şekilde yayınlanmış olmasına karşın, bu makalelerin “derli toplu” bir şekilde yeniden yayınlanması, sevenlerinin ve takipçilerinin kendisine bir vefa borcudur. Çok şükür ki O’nun ömrü boyunca düzenli olarak, Marmara Üniversitesi’nde vermiş olduğu derslerin dışında, talebeleri ile buluştuğu “Kültür Ocağı Vakfı”3 geç de olsa baskıları biten, okuyucularının ve konunun uzmanlarının erişmekte zorlandığı kitaplarını yayınlanmaya başladı. Yaklaşık bir sene kadar önce yeniden yayınlanan “Laisizmden Millî Sekülerizme”4 kitabını, bu sene “Düşük Şiddetli Devrim, Bir Entelijansiya Kritiği”5 takip etti. Bu konuda bir süre önce Kültür Ocağı Vakfı’nın yönlendirmesi ile bir tanıtım yazısı6 yazdım ve değişik platformlarda yayınlandı. Rahmetli Hocaoğlu’nun kıymetli takipçilerinden İkbal Vurucu Hoca daha geniş bir yazı kaleme almamı istediğinde seve seve okumuş olduğunuz satırlar için klavyenin başına geçtim.

“Düşük Şiddetli Devrim” kitabı bir “ayna” niteliğindedir. Karlofça ile başlayan, Balta Limanı gibi diğer felâketlerde devam edegelen ve Türk milleti özelinde başlayan “Hilalin bulutlanması ve önünün karartılması” süreci şüphesiz ki birçok sarsılma geçirdi. Göktürk İmparatorluğu’ndan bu yana kesintisiz bir şekilde farklı coğrafyalarda devam edegelen devletimiz, Tanzimat ile başlayan süreçte büyük sınavlara mâruz kaldı, belki de o günden sonra süren siyasî çalkantılar hiç ara vermedi. Tanzimat’ın devamında Meşrutiyet ile tanıştık, nefes alamadan 93 Harbi geldi. Toparlanamadan Balkan Savaşları ve ardından Türk milleti “Birinci Dünya Savaşı” ile yüz yüze kaldı. Neyse ki Türk milleti rahmetli Hoca’nın Carlyle’dan7 referansla ifâde ettiği “kahraman” tarifi ile bütünleşen “Gazi Mustafa Kemal” liderliğinde bir nefes aldı. Rahmetli Hocaoğlu’nun mücevherâne değeri de burada kendisini ortaya koyar.

Son zamanlarda art niyetli olduklarını çok da gizlemeyen dillere pelesenk olmuş “devlet ile hesaplaşmak”, “tarihle yüzleşmek” deyimlerine dair en güzel örneği, akademik yöntemler dejenere edilmeden ve “kılıcın hakkı verilmek sûretiyle” Hocaoğlu, multi-disipliner bir biçimde kendi dilinden şu şekilde aktarılıyor8:

“Türk İnkılapçıları da tarihin bir ürünüdürler; tarihten gelmiştirler, hataları ve sevapları ile tarihe mal olmuşlardır. Yaptıkları her şeyin tenkidinin yapılması icap eder ve de yapılacaktır. (…) Ancak, bir şeyin çok önemli olduğuna kaniiyim. (…) Bir şeyden şüphe edemeyiz: VATANSEVERLİKLERİNDEN. Şunu sezgisel olarak ileri sürmekteyim, diğer tabirle inanmaktayım ki onlar; az ya da çok, doğru yanlış ne yapmışlarsa bu memlekete faydalı olacağına inandıkları için yapılmışlardır.” 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir