Bloklararası Gerginlik Pekişirken
21 Ocak 2016
Boko Haram: Bölgesel Bir Tehdit ve Ölüm Makinesi
21 Ocak 2016

Türk-Rus Dostluğunu Pekiştirmek Ya Da Krizi Derinleştirmek, Hangisi?

Başkenti Moskova, tarihteki Roma’dan sonra Hıristiyanlığın “Üçüncü Roması” olarak anılan Rusya, bünyesinde büyük bir Müslüman nüfus barındırmaktadır. Rusya’nın İslâm’la tanışma tarihi çok eskidir. Onuncu asırda Rus Prensi Vladimir’in Rusları vaftiz ettirerek Hıristiyanlaştırmasından (988) yaklaşık 65 yıl önce İslâm bu topraklarda mevcuttu. Dolayısıyla Müslüman halkların Rusya’nın aslî unsuru olarak kabul edilmeleri bu tarihi bilgiye dayanmaktadır. Müslümanların konumları ve içinde yaşadıkları şartlar, başlangıçtan günümüze kadar tarihî ve siyasî olayların seyrine göre değişmiştir. 1980’li yıllarda başlayan yeniden yapılanma/perestroyka süreci sonrası ise yeni bir döneme girilmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının akabinde Müslümanların kendi hak ve özgürlüklerinin peşine düştükleri izahtan varestedir. Yeni Rusya’nın yeni anayasasında din ve vicdan hürriyetinin teminat altına alınması, İslâm’ın ülkenin geleneksel dinleri arasında kabul edilmesi ve dinî idarelerin bağımsız olarak çalışabilmeleri gibi hususların gerçekleşmesinde Müslümanların önemli çabaları vardır. Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hayata geçen Müftülük ve STK hizmetleri, bugün hemen her şehirde mevcuttur. Söz konusu süreçte binlerce cami, yüzlerce İslâmî eğitim müessesesi, vakıf ve dernek açılmıştır. Ülkenin mânevî hayatındaki bu canlanmanın uzmanlarca nasıl yorumlandığı önemlidir. Bazıları bütün bu gelişmeleri Rusya’nın “çok uluslu ve çok dinli” tabiatından ve anayasasından kaynaklandığını savunmuşlardır. Bazıları ise bu açılımı Rus politikasının bir parçası olarak değerlendirmişlerdir. Şu bir gerçektir ki, bu süreçte Müslümanlara üstü kapalı devlet desteği hep olmuştur.

Başkan Putin’in “ülkenin mânevî hayatının ayrılmaz bir parçası”1 gördüğü İslâm’ın, Rusya’nın tarihsel ve kültürel bir gerçeği olduğu âşikârdır. Bununla birlikte İsmail Gaspıralı’nın “Rus Müslümanlığı” görüşünün son günlerde oldukça revaçta olması, bizlere Rusya’da nasıl bir “Müslüman” kimliğinin ikame edilmeye çalışıldığının ipuçlarını vermektedir.

1990’lı yıllarda eğitim için Arap devletlerine giden öğrencilerin çoğunun radikal ve Selefî-Vahhabî birikimle dönmeleri ve bu mantaliteyi yaymaya çalışmaları, tabiî olarak yetkilileri endişeye sevk etmiştir. Neticede, ülkede faaliyet gösteren Arap menşeili yabancı STK’lar başta olmak üzere, birçok kuruluşun faaliyetine ya kısıtlama getirilmiş ya da bunlar kapatılmıştır. Bu yapılırken, yerli dinî kurum ve eğitim müesseselerin desteklenmesine devam edilerek bu konuda çeşitli İslâm ülkelerinin tecrübelerinden de istifade yoluna gidilmiştir.

Rusya’nın gerçekleriyle bağdaşmayan radikal İslâm anlayışının, ülkede yayılma tehlikesine karşı alınan tedbirlerle birlikte Türkiye’nin ön plana çıkması bir tesadüf değildir. Rusya, şuuraltındaki “Pantürkizm” endişesi ile bu duruma tedbirli yaklaşmışsa da, laik Türkiye’deki İslâmî eğitimin ve din anlayışının Rusya şartlarına uyumlu olması ve tarafların bu konudaki samimiyeti, oluşan endişeyi gidermeye yetmiştir. Böylece iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde yakalanan istikrar, dinî ve kültürel alana da sirayet etmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir