Bölgesel Şart ve Bölgesel Özerklik; Demokrasiyi mi, Bölünmeyi mi Güçlendirir?
20 Şubat 2016
Türkiye’de (Yeni) Anayasa Önerileri ve Vatandaşlık
20 Şubat 2016

Yeni Anayasa ve Yeni Devlet Tasarımı

Pamukkale Üniversitesi, Acıpayam Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi

12 Haziran 2011 milletvekili genel seçim tartışmaları, sonuçlarından ziyade “Kürt Sorunu” ve bu sorunun çözümünde Yeni-Sivil Anayasa’nın yeri ve önemi üzerindeki tartışmalar üzerine gerçekleşmişti. 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimleri de yeni anayasa yazımın ana gündem maddesi olduğu bir ortamda geçti. Yeni Anayasa her siyasî iradenin keyfince yapabileceği bir işlem değildir. Önce şu tespitimizi yapalım: akıllarındaki Yeni Anayasa, yeni bir devlet ve rejim demektir. Anayasa, hem yurttaşlar hem de devlet için önemli metinlerdir. Anayasa ile devletin ve sistemin temel yapısı, işleyişi, ilkeleri belirlenir. ABD ve pek çok demokratik AB ülkesinde -Fransa önemli bir istisnadır- hâlâ devletin ilk kurulduğu dönemdeki anayasa yürürlüktedir. Çünkü ne yeni bir devlet ne de rejim değişmiştir. Oysa Türkiye’de yeni bir anayasa ihtiyacından ve yapımından bahsedilmektedir. Bu ihtiyacın dile getirildiği bağlam ise Kürt sorununun çözümü çerçevesindedir. Kürt sorunu noktasında dile getirilen çözüm önerilerinin merkezini “Türk milleti” kavramının anayasadan çıkarılması, Kürtlere özerklik, Kürtçe ana dilde eğitim başta olmak üzere etnik gruplara “demokratik haklarının” verilmesi, Türkçeden başka dillerin de resmî statüde kullanılması gelmektedir. Yâni kısacası Türkiye devletinin üniter, millî ve egemenliğin dayandığı temeli değiştirilmek istenmektedir.
Siyasal Türk Kimliğinin Tasfiyesinde İfâde Edilmemiş Mutabakat

Türk siyasî tarihinde etnik temelde “Kürt Sorunu” ilk defa Marksisti’nden İslâmcısına, solcusundan liberaline geniş ideolojik yelpazedeki grupları tek bir hedefte birleştirmiştir. Bu hedef, Türk kimliğinin anayasadan tasfiyesi, egemenliğin paylaşılmasıdır, başka bir açıdan Kürtçülüğün siyasal talepleri üzerinde, böyle bir mutabakat ilk defa sağlanmıştır. Meselenin can alıcı noktasını ise, bu konuların sâdece entelektüel bir tartışma çerçevesinde kalmaması aynı zamanda siyasî iktidarın sahibi olan partinin de bu konularda aynı düşünceyi paylaşması oluşturmaktadır. Sorunun bir başka boyutu da geniş katılımlı bir tartışma ortamının yokluğudur. Demokratikleşme, özgürlük, inkar politikalarına ve asimilasyona son vermek, temel insan hakları gibi nosyonların üzerinden, farklı düşüncelere baskının meşruiyeti mümkün kılınmaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir