Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN ile Cemaatleşme Üzerine Bir Söyleşi
22 Mart 2016
Muhafazakârlık ve Postmodernizm Üzerine (2): Örnekler
22 Mart 2016

ABD Yahut Dünya Düzeni Başkanını Seçerken!

Uluslararası sistemde sıcak çatışma ile saflaşma arasında gidip gelen aktörlerin bir sarkaç gibi harekete ettiği günler yaşıyoruz. Suriye’de süren iç savaşın bölgesel ve küresel etkileri nihayetinde Ruslar ile bizim aramızda sıcak çatışma yaşanması ihtimalini doğurmuş durumda. Küresel terörizm yarattığı şiddet dalgalarıyla en debdebeli günlerden birini yaşıyor. Parçalanma yoluna girmiş Avrupa bir koro halinde en hüzünlü parçalardan birisini dünyamız için seslendiriyor.

Uluslararası sistemde uzun zamandır gözlenen ama bu kadar kudretlisine rastlamadığımız bu kaos ortamı aynı zamanda Batı dünyasının kendini dönüştürme çabasına girdiği günlere denk geliyor. Tabiî ki Batı derken tek parçalı bir yapıdan uzun süredir bahsedemiyoruz. ABD’nin temsil ettiği Batı askerî ve ekonomik tedbirleriyle odak noktasını daha fazla Uzakdoğu’ya çevirmiş durumda. Ama bu Atlantik havzası ilişkilerinin ihmal edildiği anlamına gelmiyor. Trans Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı yeni bir düzeni vaad ediyor. Eski Batı, Avrupa ise kurduğu en haşmetli siyasal yapılardan biri olan Avrupa Birliği’nin geleceğini tartışıyor. Yaşanan insanî dramın da etkisiyle göçmen politikalarından vatandaşlığa kabule değin bir dizi alanda daha da sertleşecek gibi duruyor. Böylece Avrupa biraz daha mutluluk vaat eden ütopik bir düzen olmak söyleminden uzaklaşıyor. Avrupa’nın diğer bir tasası ise İngiltere’nin Birlikten çıkıp çıkmayacağı. Bu şartlar altında ekonomi anlamında daha serbestleşecek maliye alanında ise daha da gevşek politikalar izleyecek bir Avrupa ufukta beliriyor. Ancak bu birliğin küresel bir sıklet merkezi olarak ekonomi alanı dışında varlık gösterebilmesi hâlen zor gibi. Ukrayna’da yaşanan olaylar sonrasında Rusya karşısındaki etkisizlik bu durumu tescillemiş halde.

Ortadoğu deseniz durum malûm. Arap Baharı’nın sonrasında bir türlü rahat yüzü görmeyen bu coğrafya, kolay kolay dinmeyecek bir kargaşanın içinde savrulup duruyor. ABD’nin seçkin düşünce kuruluşlarından CFR kısaltmasıyla tanınan Dış İlişkiler Konseyi’nin Başkanı Richard N. Haas’ın ifâdesiyle, İslâm dünyası Şiî-Sünnî ayrımı üzerinden gecikmiş bir Yüzyıl Savaşı’nı yaşıyor. Malûm Yüzyıl Savaşı ile Avrupa’daki mezhep savaşları zirveye çıkmıştı. Savaşlar nihayete erdiğinde ise artık mezhep sorununu çözüme kavuşturacak bir ortam ve anlayış oluşmuştu. Bu perspektiften baktığımızda Ortadoğu’nun biz Türkler’in bölgeden çekilmesinden sonraki en uzun ikinci yüzyılını yaşayacağını söylemek zor değil.

Ortadoğu’nun içinde bulunduğu çetin koşullarda yaşananlar artık devlet dışı aktörlere karşı devletlerin verdiği mücadele olmaktan çıktı. Suriye iç savaşında bugüne değin yürütülen kukla oyunu yahut vekalet savaşı Rusların sıcak denizlere inmesiyle bitti. İşin daha vahimi sahneye Rusya’nın arz-ı endam etmesiyle birlikte artık devletler arası bir harbe dönüşme ihtimalini taşıyor.
Bu kaotik yapıyı neye borçluyuz? Bu vaziyetin açıklanmasında bir çok etkenin var olduğu sebebin ise sayısız olacağı malûm. Ama bu nedenlerin detaylara dönüşerek aklımızı boğması ve nihayet bizim resmin genelini görmemize engel olması da kaçınılmaz. Ben burada, “soğuk savaş sonrası düzenin mimarının kim olduğu?” ve “bu mimarînin değişmesine yol açan saikin ne olduğu?” sorularını sormanın bize genel resmi göstereceğini düşünmekteyim. Öyle ya bizim tarafımızdan benimsenmemişse de birileri 21. yüzyıl için “Yeni Amerikan Yüzyılı” sloganıyla ortaya çıkmışlardı. Bu slogan değerini, ABD’nin temsil ettiğini iddia ettiği erdemlerle birlikte yitirdi. Afganistan’dan Irak’a, Guantanoma’dan uçar işkencehanelere birçok icraat bize Pax Americana’nın aslında Imperium Americana olduğunu göstermiştir. Malûm imperium, bugün imparatorluk denilen kelimenin Latince karşılığı olup, zulüm anlamına da gelmektedir. Barışın zulme çevrilmesi, düzenin kaosa dönüşmesinde ABD’nin payının başat olduğunu düşünebilmek mümkün müdür?

2009 yılında iktidara gelen Obama özellikle küresel dış politika açısından ABD’nin kısa tarihinin en başarısız başkanlarından birisi olarak durmaktadır. Rusya ile ilişkileri “reset” etme iddiasıyla çıkılan yol Ukrayna’nın işgaline etkisiz bir itiraza dönüşmüştür. ABD’nin küresel istihbarat ağının nerelere uzandığı ve müttefiklerini dinlendiğinin ortaya çıkması, bu dönemin eseridir. ABD’nin kırmızı çizgilerinin tıpkı müttefiki Türkiye gibi nasıl da silinebileceğinin örneği ise Suriye politikası ile gerçekleşmiştir.
Eskisine nazaran daha fazla aktörün güç peşinde koşuşturduğu küresel sistemde bu sorunların çözümü açısından ABD’nin nasıl bir politika benimseyeceği mühimdir. Obama’nın ikinci dönemini tamamlanmasının ardından, Amerika’yı yeniden dünya siyasetine sürecek başkana büyük görevler yüklemektedir. Amerikan halkının tercihinin küresel düzeyde sonuçları olacaktır.. Bu yazıda 2016 yılının Kasım ayında gerçekleşecek olan Başkanlık Seçimleri’nin sonuçlarına etki edecek toplumsal dinamikler ve aday profilleri irdelenerek sonuçlara dair ipuçları aranacaktır. Ancak öncesinde gelin biraz ABD başkanlık seçimleri ve sistemi üzerine konuşalım.

ABD POTUS1’unu Nasıl Seçiyor?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir