Şubat 2016 Sayı 178
20 Şubat 2016
Küresel ve Bölgesel Aktörlerin Suriye’de Kesişen Politikalarının Türkiye’ye Yansımaları
22 Mart 2016

Mart 2016 Sayı 179

Türkiye güçlü bir iktidar yapısına sahip olmasına rağmen maalesef bölgesinde yaşanan gelişmelerin tamamen tesiri altında karanlık bir bilinmeze doğru hızla sürüklenmekte. PKK’nın Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda başlattığı kalkışma, “Kürt açılımı” adına hazırlıklarına göz yumulması sebebiyle hayli çetin bir mücadeleyle bastırılmaya çalışırken, ülkenin diğer bölgelerinde de endişe ve umutsuzluk giderek belirgin bir hâle geliyor. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu meselelerin çözümü, toplumun yekvücut olmasını zorunlu kılarken, yine maalesef son 5-6 yıldır devam eden kutuplaştırıcı siyaset anlayışının bir yansıması olarak bu zorunluluk bir türlü hayata geçirilemiyor. Bunun başlıca müsebbibi söz konusu kutuplaştırıcı siyasal dili benimseyen siyaset adamlarıdır. Diğer bir müsebbibi ise aynı çevrelerin olayları kendi siyasal gündemlerini gerçekleştirmek için bir kaldıraç gibi kullanma pragmatizminden asla vazgeçmemeleridir. 7 Haziran seçimlerinin ardından “ya istikrar ya kaos” söylemiyle âdeta Türk milletini tehdit ederek 1 Kasım’da istedikleri neticeyi alan siyasetçiler, söz konusu siyaset biçiminin hayli işlevsel ve netice alıcı olduğunu bir kez daha görerek, bunun toplumu nasıl bir ayrışmaya sürüklediğini umursamadan yollarına devam etmektedirler. Dolayısıyla Ankara’da gerçekleşen ve şu ana kadar 37 insanımızın hayatına mâl olan üçüncü saldırının ardından bile Türk toplumu yekvücut hâline gelemiyor ve bu alçak teröre karşı durmuyorsa, eleştirilecek ve kendisine çeki düzen vermesi gereken çevreler bellidir. Toplumun bütün kesimlerini derinden yaralayan olayların ardından kendi siyasal gündemlerini gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaştıklarını düşünen siyasal akla duyulan öfke, teröre duyulan öfkenin önünü geçmektedir. Dün “ya istikrar ya kaos” manşeti atanların ve bunu türlü vesilelerle dillendirenlerin şimdilerde “ya başkanlık ya kaos” demeleri, siyasal iktidar ve onun etrafında mevzilenenlerin yaşananları ne denli araçsal olarak görüldüğünü gözler önüne sermektedir.

Türkiye’yi derinden yaralayan terör eylemlerinin ardından söylenen sözlerin birbirinin birer kopyası olması ve alınan önlemlerin aynı mekanik rutinliği içermesi de, siyasal iktidarın meseleleri ele alma biçiminin sığlığını ve toplumu rahatlatacak güveni tesis etmek gibi bir gâyesinin/gayretinin olmadığını göstermektedir.

Diğer taraftan toplumdaki vurdumduymazlığın sebepleri üstünde de ayrıca düşünmek gerekmektedir. Türkiye’nin başkenti altı ayda üç bombalı eyleme sahne olurken, doğu ve güneydoğuda her gün yaşanan olaylarda askerimiz, polisimiz şehit düşerken, toplumun bütün bu gelişmeleri bir fanusun içindeymişçesine seyretmesi; bir travmanın mı, yoksa vahâmetin farkında olunmamasının mı bir yansımasıdır? Yakın coğrafyamızda iç savaşların ve çatışmaların nelere mâl olduğu göz önünde iken, hâlen birilerinin terörün yanında mevzilenmesi, hâlen birilerinin hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesi de izahtan vârestedir. Türkiye’yi derinden sarsması gereken olayların cereyan ettiği bir iklimde televizyonların rutin yayınlarına devam etmesini, “ülkemiz parçalanırken biz televizyon seyrediyorduk” diye eleştirenlerin mübalağa yapmadığını düşünüyoruz. Evet, “ülke uçuruma sürüklenirken sizler ne yapıyordunuz” diye gelecekte bize çocuklarımız sorarsa cevabımız hazır: Yetkililer iktidarlarını daha da güçlendirmek için planlar yapıyor, bir kısmımız onların söylediklerine inanarak günlük ezberlerimizi alıp tekrar ediyor, bir kısmımız sosyal medyadan tepkilerini dile getiriyor, bir kısmımız ise televizyon seyrediyorduk.

Türkiye’nin bugün muhatap olduğu terörün bölgedeki gelişmelerle yakından ilgisi olduğu da muhakkaktır. Özellikle Suriye meselesi Türkiye’nin çok yönlü saldırılarla karşı karşıya gelmesinin en büyük kaynağıdır. Ortadoğu’nun geleceğinin şekillendirilmesinde taraf olan her ülke için Türkiye’nin tavrı hayli önemlidir, kimi kendi yanında pozisyon olması için, kimi de karşısındaki yer aldığı için terörü desteklemekte ve Türkiye’yi hızla istikrarsızlaştırılarak kendi çıkarlarına müzâhir bir çizgiye sürüklemeye çalışmaktadır. Müttefik olarak değerlendirdiğimiz ülkelerin karşımızda olan ülkelerle aynı paralelde hareket etmesi de bunun en bariz göstergesidir. Bu durum terör olaylarının arkasındaki olağan şüpheliler listesini de hayli uzatmaktadır. Fakat uluslararası politikanın doğasında olan bu husus maalesef Türkiye’deki yetkililer tarafından yeterince anlaşılmamış gibi görünmektedir. Bölgenin en önemli ve güçlü ülkesi konumundaki Türkiye’nin böylesine bir açmaza sürüklenmesi üst üste yapılan hatalardan kaynaklansa da, Türkiye gibi tarihsel birikime sahip bir ülkenin kendi çıkarlarını gerçekleştirecek bir stratejiyi hayata geçirememesi anlaşılır ve izah edilir bir durum değildir. Bölgeyi romantik bir pencereden okuyan, retorikle olayları yöneteceğini düşünenlerin ülkeyi getirdiği durum ortada iken, aynı hataları tekrar etmekte ısrarlı olmaktan vazgeçilmeli ve bir an önce bu tarihsel birikimin şekillendirdiği ortak aklın çözüm önerilerine kulak verilmelidir. Türkiye’ye Suriye krizinin maliyeti sâdece mülteci sorunu, terör olaylarının artması, Suriye’de bir PKK devletçiğinin kurulması, Türkmenlerin gerek Irak’ta gerek Suriye’de varlığının tehdit altında olmasıyla sınırlı değil. Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir alanda bu sorunun olumsuz tesirleri kendini göstermektedir. Türkiye eğer Suriye meselesinde yeni bir stratejiyi devreye alamazsa, söz konusu bölgelerdeki kazanımlarını da hızla yitirmekle karşı karşıyadır.

2023’te bu ay yine Ortadoğu merkezli gelişmeleri ve özellikle Rusya ile yaşanan krizinin etkilerini değerlendirmeye aldık. Şüphesiz Türkiye güçlü bir ülkedir ve Türk milleti bu sıkıntılı süreci atlatacak sağduyuya, ferasete ve birikime sahiptir. Türk milletinin bu topraklardaki varlığını tehdit eden her ülkenin, işler içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklendiğinde bu milletin neler yapmaya muktedir olduğunu tarihi yeniden okuyarak tekrar değerlendirmesinde onlar açısından fayda vardır. Akıl tutulması ya da fetret dönemlerini her seferinde büyük bedeller ödemek ve ödetmek pahasına atlatan Türk milletinin, henüz işler çözümsüz bir noktaya ulaşmadığı günümüzde gereken tavrı göstereceğine olan inancımızı ifâde ederek Mart sayımızla sizleri baş başa bırakıyoruz, iyi okumalar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir