ABD Yahut Dünya Düzeni Başkanını Seçerken!
22 Mart 2016
Yeni Anayasa ve Vatandaşlık: Ortak Bir Gelecek Tasavvuru Mümkün Mü?
22 Mart 2016

Muhafazakârlık ve Postmodernizm Üzerine (2): Örnekler

“Babalarımızın akılcılığını olduğu gibi devralamayacak kadar iyi tanıyoruz. (…) yüce emeller peşinde koşan ideolojiler sıklıkla insanları oyalamaktan başka bir işe yaramayabiliyor.”1

İlk bölümün sonunda da söylediğim gibi, bu bölümde muhafazakârlık ve postmodernizm arasındaki ince aynılığı, birbirini tamamlayan örnekler yardımıyla somutlaştırarak, daha belirgin kılmaya çalışacağım. Söz konusu örnekleri şöyle gruplandırmak mümkün: (i) Kaynaklar, (ii) Süreklilikler ve (iii) Bir aradalıklar.

(i): Kaynaklar: Kaynaklar, sözünü ettiğim aynılığın varlığını doğrulayan düşünürlerdir. Burada çok kısaca, biri postmodernizmin lehinde, diğeriyse aleyhinde görüş bildiren iki filozoftan, Chantal Mouffe ve Jürgen Habermas’tan bahsetmekle yetineceğim. Bilindiği üzere, Mouffe, postmodernizmi kendi geliştirdiği “radikal demokrasi” projesiyle uyum içinde görerek onaylar. Belçikalı siyaset kuramcısı, “Radikal Demokrasi: Modern mi, Post-Modern mi?” başlıklı yazısının sonunda şöyle der:2 “…radikal demokrasi, postmodern felsefenin gelişimini bir tehdit olarak görmekten öte, amaçlarının gerçekleştirilmesinde vazgeçilmez bir araç olarak memnuniyetle karşılar.” Yine aynı metinde Mouffe, muhafazakârlar ile postmodernistlerin, Aydınlanma felsefesindeki akılcılığın ve evrenselciliğin eleştirisinde “buluştuklarına” dikkat çeker.3 Öte yandan Habermas da, iki düşünce dizgesi arasındaki bu belirgin yakınlıktan ötürü, postmodernistleri, “genç” ya da “yeni” muhafazakârlar olarak nitelendirir; Alman düşünüre göre, postmodernistler de, tıpkı muhafazakârlar gibi toplumsal değişim umudumuzu kıran statükoculardır.4 Görüldüğü üzere, her ne kadar postmodernistler hakkındaki görüşleri farklı olsa da, Habermas ve Mouffe, muhafazakârlık ve postmodernizm arasındaki bariz benzerlik konusunda hemfikirdir. Nasıl ki Aydınlanma’nın ön tarihinde Rönesans-Reform Hareketleri ve Kartezyen felsefe (17. yüzyıl felsefesi) varsa,5 aynı şekilde, postmodernizmin ön tarihinde de, muhafazakârlık vardır.

(ii): Süreklilikler: Süreklilikler, muhafazakâr tutumda zaten var olup, postmodernist tutumda yinelenen düşünceler, ya da Tanpınar’ın meşhur deyişiyle, muhafazakârlık ile başlayıp, postmodernizmde “devam ederek değişen, değişerek devam eden” düşünceler. Bu başlık altında üç ayrı örnek vereyim. İlki, muhafazakârlığın kurucu büyükbabalarından Edmund Burke ile postmodernistler arasındaki benzerliktir. Özellikle olumlayıcı postmodernistlerin akılcılık (totaliterlik) eleştirileriyle, Burke’ün Fransız tipi Aydınlanma akılcılığına yönelik eleştirileri birbirlerini çağrıştırırlar. Fatih Duman, “Aydınlanma Eleştirisinden Devrim Karşıtlığına Edmund Burke” adlı, ayrıntılı çalışmasında, bu benzerliğin altını şöyle çizer:6 “Aydınlanma’ya atfedilen mutlak, evrensel akıl/bilim anlayışı buna karşı çıkan postmodernizmin rölativist perspektifinin oluşturduğu çerçevede Burke’ün düşüncelerini ele alırsak, Aydınlanma aklı ve akılcılığına karşı eleştiriler noktasında postmodernizmle [bilhassa, ‘postmodernizmin ılımlı ya da ölçülü versiyonlarıyla’7 -F.K.] benzerlikler bulmak mümkündür.” Mehmet Ali Ağaoğulları ise, Duman’ın söz konusu metnine yazdığı önsözde, çok daha kesin bir dille konuşur:8 “…günümüzün muhafazakâr ya da postmodern ideolojisi, Burke’ün düşüncelerini yeniden ısıtıp günün koşulları ve sorunsalları doğrultusunda servis etmekten başka bir şey yapmıyor aslında.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir