Türk-Rus İlişkileri: Krizin Sınırları
22 Mart 2016
Türkiye-Rusya-İran: İlişki Durumu Karışık
22 Mart 2016

Putin’i Bekleyen Hezimet: Ortadoğu Hâkimiyeti

Giriş

Soğuk savaşın adından uzun bir dönem geçti. Ama her nasılsa o dönemde yeni bir dünya düzeni için yeni bakış açıları ile yola çıkan güç merkezleri bir türlü taşları yerlerine oturtamadı. Tabiî ki kolay değildi, SSCB’nin ardında kalan devâsa bir coğrafya, birbirlerine karışmış ama komünist baskı ile bütünmüş gibi gözüken halklar ve onların içinde parıldayan mikro milliyetçilik hareketleri, boşa çıkan enerji kaynakları üzerine kurulan hayaller ve yeniden parlayan bir ateş: Radikal terörizm. Hepsi için başlangıçta Batı dünyasının bir çözümü yoktu. Sanki hele bir yola çıkalım, bir şeyler düşünürüz mantığı içinde hareket ediliyordu. Tam bir bilinmez ve karanlık dünyada hareket ediliyordu. İlerledikçe etraf aydınlanıyor ve görülen sorunlar için çözüm üretilmeye çalışılıyordu. Ama ya karanlıkta kalanlar! Onlar işte hepsi birden art arda sıralanmış birer soru işaretiydi.

Yapılan iş bir tür tespih tanelerini ilerletmeye benziyordu. Ama her tane arkasından ayrı bir sorunu da yanında getiriyordu. İleriye alınan taneler ise tespihte geride kalan tanelerin yolunu açmıyor, tam aksine tıkıyordu. Yirmi yılı aşkın bir sürede bu şekilde ilerlenmeye çalışıldı. Körfez Savaşı, Balkanlar, Afganistan ve Irak işgalleri geldi. En sonunda da Arap Baharı ile bütün sorunlar Suriye’de birleşti. Önce iç savaştı, sonra terörizme kaşı mücadele oldu ve ardından da büyük güçlerin soğuk savaş döneminde olduğu gibi güç mücadelesine dönüştü.

Mücadelenin belirgin olarak iki yüzü vardı. Birisi Ortadoğu’ya hâkimiyet ve yeni pazarların açılması, diğeri de enerji kaynaklarının kontrolü şeklindeydi. Ama bu sefer işin içinde her güç merkezi tarafından desteklenen farklı gruplar, uluslararası boyuta ulaşmış terör örgütü, Esat rejiminin devrilmesi veya devrilmemesi durumuna göre belirlenen hareket tarzları, on milyonu bulan ve Türkiye’den Avrupa’ya kadar geniş bir alanda hareket eden bir mülteci kitlesi, kontrol dışı kalan ve dünyanın her bölgesinde kanlı eylemler yapabilecek ve kişisel boyuta inerek takibi zorlaşan terör unsurları ortaya çıkmıştı.

Bunların içinde en kritik olanı daha önceki çalışmalarda da ifâde ettiğimiz gibi terörizmin uluslararası boyuta yükseltilmiş olan versiyonudur. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti’nin batı sınırlarından (hatta Sincan’ı da içine alan bir alandan) başlayarak Ortadoğu’yu kat ediyor, Afrika’nın her alanında etkili olarak Cebeli Tarık’a kadar uzanıyor. Gizli unsurlar ise Avrupa, Amerika ve Rusya Federasyonu olmak üzere dünyanın her bölgesinde kendilerine etkili destekçi bulabiliyor. Batılı ülkelerin başını, başkentinde devâsa bir bombalı eylemler yapılmasına rağmen silâh satışından vazgeçmeyen Fransa çekiyor, hâlâ kontrolsüz bir şekilde sözde terörizm ile mücadele eden üçüncü dünya ülkelerine silâh satmaya devam ediyor. Dolayısı ile de terörizm her alanda günden güne kaynaklarını geliştirerek daha korkutucu ve etkili olmaya devam ediyor.

Bu gelişmeler Suriye’deki sürece nasıl yansıyor sorusuna cevap, aslında çözüm arayışlarından daha kolay. Başta ABD ve Rusya Suriye’deki mücadelede öncü bir rol oynamakta. Ama daha çok birbirlerine karşı yürütüyorlar bu mücadeleyi. Günümüzde artık İŞİD onlar için sâdece bölgede seyirci konumundaki bir aktör. Her iki tarafta görünüşte Suriye’de Esad’lı bir barış döneminden sonra bu coğrafyanın nasıl ve kimin kontrolünde şekillendirileceğinin peşine düşmüş durumda. Onların arkasında ise destekçi bölgesel aktörler var. Örneğin Şiî Hilâli’nin bozulmamasını isteyen bir İran ve bunu yok etmeyi hedeflemiş bir Suudî Arabistan bulunuyor. Türkiye ise iki hedef peşinde: Birisi kendisi için tehdit olmayacak bir Suriye yönetiminin yeniden işin başına geçmesi ki, bunun için Esad’ın ve Nusayrilerin devre dışı kılınması gerekiyor, diğeri de Irak modeli peşinde olan ABD tarafından her türlü kanıtları olmasına rağmen hâlâ desteklenen PYD’nin Suriye’nin yeniden inşa edilmesinde rol kapmasının engellenmesi. Ama günümüzde gelinen noktada sanki Türkiye’nin her iki hedefi de gerçekleşmeyecek gibi görünüyor. Çünkü bu senaryoların gerçekleşmesinin engellenmesi için daha sert ve baskıcı bir tutum izlenmesi gerekirken bunlar sanki eksik kalmaya devam ediyor.

Ama her ne olursa olsun, her şey tahminlerin ötesinde geliştiği ve kapalı kapılar arkasında neler görüşüldüğü bilinmediği için beklemekten başka bir çâre de yok. Özellikle her güç merkezinin değişik amaçları olduğu ve çıkarlarına göre hareket etmek istedikleri düşünüldüğünde açık bir şey söylemek gerekirse, gerçekten bütün ülkeler kaygan bir zeminde hareket ediyor. Bunların başında da RF geliyor. Bu makalenin konusu gereği şimdi Rusların Ortadoğu politikalarına göz atmak önem arz ediyor.

Rusya Federasyonu Daha Doğrusu Putin Neyin Peşinde?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir