Muhafazakârlık ve Postmodernizm Üzerine (2): Örnekler
22 Mart 2016
Petrol Fiyatlarındaki Düşüşün Azerbaycan Ekonomisine Etkisi
22 Mart 2016

Yeni Anayasa ve Vatandaşlık: Ortak Bir Gelecek Tasavvuru Mümkün Mü?

Türkiye’de yeni bir Anayasa yapılması konusunda milletin geniş kesimlerinde, siyasî partilerde, sivil toplum kuruluşlarında ve konuyla ilgili diğer paydaşlarda yeterli bir mutabakat olduğu görülmektedir. Ancak bu genel kabulün dışında yeni bir Anayasa’nın içeriğine yönelik tartışmalar ne gerekli ciddiyet ve şeffaflıkta yürütülebilmekte ne de var olan öneriler bir noktada toplanarak vatandaşa sunulabilmektedir. Böyle bir iklim sağlanmamışken giderek daha etkili bir alternatif olarak sunulan referandum seçeneği siyasal sistemin çatısını ve milletin birlikteliğini sembolize eden Anayasa olgusunu daha da tartışmalı bir sürece taşımaktadır. Yeni bir Anayasa ile istenen nedir? Kurucu irade sıfatıyla tümüyle yeniden bir Anayasa yazmak mı? Yoksa Anayasa’nın sorunlu kısımlarını değiştirmek ya da tadil etmek mi? Bu konuda bile yeterli bir ortaklık sağlanamamıştır. Böyle bir karmaşa içerisinde hazırlanacak olan muhtemel bir Anayasa metninde hükümet sistemi ve vatandaşlık1 yaklaşımının ne olacağı hususu hem metnin halka sunulma ihtimalini hem de halkın bu konuda vereceği kararı temelden etkileyecektir.

Devletin kuruluş felsefesini ve kurucu iradeyi bir tarafa bırakarak, örseleyerek, yok kabul ederek hareket etmek anayasal vatandaşlığı ister istemez ontolojik bir alana taşımaktadır. Çünkü devletin ülkesinde yaşayan bireyler tesadüfî yollarla, basit saiklerle bir araya gelmiş ve birbirinden haberi olmayan yığınlar değil, aksine kadim bir geçmişin izlerini taşıyan, mirasını üstlenen bir mücadelenin bugünkü temsilcileridir. Daha öz olarak bu devleti kuran, kuruluş sürecini asırlar ötesinden yansıtan milletin adı nedir? İşte bunun cevabını vermekten kaçınmak tarihsel gerçeklerle örtüşmediği gibi bugün kendisine “Türk’üm” diyen ve nüfusun en az %80’ni oluşturan çoğunluğu dikkate almamak demektir. Bu bağlamda kimi zaman ifâde edilen Aristo’nun ‘‘Bir devleti, hepsi birbirinin aynısı olan insanlardan oluşturamazsınız” şeklindeki yaklaşımını aynı olmayanları ayrıştırmak üzere kurulan kavramlar ve değerler için dayanak hâline getirmenin iddia edilen sorunu çözmek yerine daha da derinleştireceğini belirtmek gerekir. Önemli olan farklılıkları yönetebilmek ve birlikte yaşama iradesi için temel bir anlaşma zemini meydana getirebilmektir. Elbette ki bir ülke üzerinde yaşayan insanların tümünü aynı anda mutlu etmek politik gerçeklikle örtüşmese de en az konsensüs ölçüsünde bir aidiyet, kurallar karşısında eşitlik, hak ve yükümlülükleri yerine getirme noktasında birbirinden farklı olmayanların yaşadığı bir sistemin inşası ortak amaç hâline getirilmelidir.

Geriye dönüldüğünde Osmanlı’nın son döneminde kişisel ilişkilerin belirgin olduğu uyrukluk anlayışı yurttaşlık anlayışına doğru evrilmiş ve temel bağlantı noktası padişah yerine vatan kavramına yönelmiştir. Böylelikle artık vatana bağlılığı esas alan bir yurttaşlık anlayışı gelişmeye başlamıştır. Bu anlayış Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da önemli rol oynamıştır. Türkiye Cumhuriyeti de bir ulus devlet inşası olarak Osmanlı’dan devrolunan farklılıkları uyumlaştırmak ve eşitlikçi bir anlayışı hâkim kılmak üzere “Türk vatandaşlığı”nı Anayasa içerisinde konumlandırmıştır. 1924 Anayasası ile belirginleşen bu yaklaşım 1961 ve 1982 Anayasalarının meydana geldiği iklimde bugünkü hâlini almıştır. Mevcut vatandaşlık yaklaşımının sunduğu “Vatandaş kimdir?” sorusunun “Türk kimdir?” şeklinde algılanarak kimi çevrelerce “ayrımcılık” ve “ırkçılık” şeklinde irdeleniyor olması ise birbiriyle bağlantılı farklı saiklerle açıklanabilir. Buna karşın mevcut anayasanın bir darbe ürünü olduğu ve bu sebeple toplumsal bir sözleşme olma hüviyetinden uzaklaştığı yönündeki haklı tespitlerin bir millete mensubiyeti açıklayan yaklaşımın kaldırılması ya da değiştirilmesi yoluyla giderilebileceğini ileri sürmek son derece yanlıştır. Eğer böyle olsaydı bugüne kadar 16 kez tadil edilen bir Anayasa’nın ülkenin ihtiyaçlarına cevap verebilir hâle gelmesi beklenirdi. O hâlde öncelikli olan, anayasanın hangi ruhla, nasıl bir yöntemle ve hangi ortaklaştırıcı mekanizma ile kaleme alınacağı konusunda temel anlaşma zeminini sağlayabilmek olmalıdır.2

Bu çalışmada “Yeni Anayasa” yazım sürecinin ilerlediği bir dönemde tartışmaların odağında yer alan vatandaşlık tanımının nasıl bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine yönelik tespit ve öneriler yer almaktadır. Çalışma kapsamında kavramsal çerçeveye yönelik kısmî bir değerlendirmenin ardından meselenin siyasal alandaki yansımaları ortaya konularak bazı öneriler paylaşılacaktır.

Kavramsal Çerçeve Sorunsalı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir