“Etki Tabanlı Operasyon” Bağlamında Kıbrıs’a Bakmak
22 Nisan 2016
VIII. Büyükelçiler Konferansı
22 Nisan 2016

Atilla Yayla’nın “D. Gezmiş’in Doğum Günü” Başlıklı Yazısının Düşündürdükleri

Atilla Yayla, kendini liberal olarak konumlandıran bir aydınımız, ülkemizin önde gelen bir entelektüelidir. Kısa bir süre önce Yeni Yüzyıl gazetesinde “Deniz Gezmiş” üzerine bir yazı kaleme aldı.1 Yayla’nın Gezmiş hakkındaki görüşleri kısaca, “Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı kesinlikle haksız ve gayri âdildi. Ancak bu, onların birçok eyleminin evrensel hukukta yeri bulunan ve faillerinin cezalandırılmasını gerektiren suçlar teşkil etmediğini göstermiyor. Ne yazık ki Gezmiş ve arkadaşları banka soyma, adam kaçırma, darp ve baskı-şiddet yoluyla eğitimi engelleme gibi suçlardan uzak kalmadılar. Amaçları ve ideolojileri bu davranışları suç olmaktan çıkartmaz” minvalinde. Gerçi suçlar arasında şiddet kullanarak TBMM’yi engelleme ve dağıtmaya, Anayasa’yı değiştirmeye ve ortadan kaldırmaya teşebbüs gibi teferruat da vardı ama bu küçük gerçekler “kesinlikle haksız ve gayrı âdil” gibi bombastik bilimsel bir hükümle çeliştiği için bunları görmesek de olur.
Konumuz Yayla’nın makalesinin tamamı değil, ülkücüleri olumsuzlamak amacıyla yazsının içine sıkıştırdığı bir cümle. Sanki 12 Eylül darbecilerinin bir soldan bir sağdan politikasını devam ettirir gibi sokuşturulmuş bir ifâde. Söz konusu cümleyi çıkarsak yazı özünden bir şey kaybetmiş olmuyor. Eğreti bir cümle.
Gezmiş ve arkadaşlarının nasıl şiddeti kutsadıkları ve bunu da ideolojilerinin bir gereği olarak uygulamaya soktukları Yayla’nın yazısında güzel bir şekilde analiz ediliyor. “Gezmiş ve arkadaşları büyük fikir adamı değildi. Heyecanı aklının önüne geçen, dünyanın diyalektik ve tarihsel materyalizm gereği sosyalizme doğru aktığına iman eden gençlerdi. Erken davranıp Türkiye’nin Lenin’i olmak istediler. İnançlarına göre davaları yolunda şiddet kullanmak meşruydu. Şiddeti sadece kaçınılmaz bulmuyor, aynı zamanda seviyorlardı” dedikten sonra Yayla, Gezmiş ve arkadaşlarının “sosyalist olmaya ilâveten ulusalcı ve Kemalist” olduğunu vurguluyor. “Bir kısmı komünist devrim öncesinde Milli Demokratik Devrim’i (MDD) şart görmekteydi. Asıl itirazları Kemalist baskı rejimine değildi, emperyalizm ve kapitalizm adını verdikleri canavaraydı.” diyor. İşte bunun devamında Ülkücüleri yazıya konu oluyor: “Ülkücülerle de aralarında fazla bir fark yoktu; çoğu ülkücü daha ulusal çaplı ve ‘yerel’ referanslı bir sosyalizme zaten teşneydi. Nitekim sosyalizmin çökmesinden sonra birçok sosyalist ulusalcılığını daha net sergilemeye başladı; faşizmin sol kanadında yer tutup sağ kanadına göz kırpmaya koyuldu.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir