Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki Gelişmeler Perspektifinde “Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri”
22 Nisan 2016
Atilla Yayla’nın “D. Gezmiş’in Doğum Günü” Başlıklı Yazısının Düşündürdükleri
22 Nisan 2016

“Etki Tabanlı Operasyon” Bağlamında Kıbrıs’a Bakmak

“Tam Tayf Egemenlik” (Full Spectrum Sovereingty) “Ortak Düş 2020” başlıklı Amerikan stratejik hedeflerinin gerçekleştirilmesi için uygulanacak yöntemin adıdır. Etkili askerî güç inşa etmek için tekniksel, doktrinsel, organizasyonel, operasyonel, entelektüel bütünleşmenin temini, 2020 taleplerini kapsamaktadır. Tam tayf egemenlik için söz konusu başlıklardaki entegrasyonun tesis edilmesi askerî operasyonlar için büyük bir avantajdır. Buna “etki tabanlı operasyon” denmektedir.1 Etki tabanlı operasyonların bugün birçok alanı ve kavramı kapsadığı tartışılmaktadır. Amerika’nın Ortak Güçler Komutanlığı (US Joint Forces Command-JFCOM) J9’a göre, etki tabanlı operasyon; “Çatışmaların tüm düzeyinde, askerî ya da askerî olmayan durumlarda, tüm alanları kapsayan ve düşman üzerinde istenen etkiyi veya stratejik sonucu elde etmek için kullanılan süreçtir.” Ayrıca “etki” kelimesi de “Askerî olmayan eylemlerde veya spesifik askerî eylemlerde psikolojik, fiziksel veya fonksiyonel sonuçlar” şeklinde tanımlanmaktadır.2
J9 biriminin etki tabanlı saldırı konusunda ilk hedeflerinden biri de rakip veya düşman gördüğü taraf ile ilgili tüm bilgileri toplamaktır. Zira, düşman hakkındaki bilgiler komutanlara etki tabanlı operasyonu uygulamada büyük fayda sağlamaktadır. Düşmanı, davranışlarını etki altına alınarak -ikna (psikolojik olarak) ya da zorlama (askerî yöntemlerle) ile- yola getirmek hedeflenmektedir. Virginia’daki Alexandria içindeki Savunma Analizleri Enstitüsü tarafından yapılan çalışmada, etki tabanlı operasyonların başarıya ulaşması için alttan desteğin olması gerektiği ve yalnızca çatışmalar konusunda değil, barış, barış öncesi, çatışma ve çatışma sonrası tüm alanları kapsayan alan üzerine odaklanılması lâzım geldiği ortaya konulmuştur.3
Etki tabanlı saldırının tarihî ve teorik gelişimi de ortaya konulmuştur. Etki tabanlı saldırı, askerî operasyonların yürütülmesinde önemli sonuçların alınması için komutanlar tarafından planlanan birçok planın içerisinde de kullanılmıştır. Klasik savaş sanatı teorisyenlerinden biri olan Çinli Sun Tzu; güce başvurmadan, savaşsız, düşmanın yenilebileceğini ve en iyi savaş politikasının da bir devletin tamamını savaşsız ele geçirmek olduğunu söylemiştir. Prusyalı bir teorisyen olan Carl von Clausewitz ise hedeflenen sonuca ulaşmanın en iyi yolu olarak, askerî üstünlüğe ve karşı tarafın fiziksel yıkımı uğratmaya dikkat çekmiştir. Ayrıca gücün elementlerinin hepsinin kullanılmasını tavsiye etmiştir. Bu tanımlamalar etki tabanlı saldırı metodunda birlikte kullanılmaktadır. Özellikle hava saldırılarının etki tabanlı operasyon sisteminin bir parçası olduğu görülmektedir. Örneğin 1990-91 Körfez Savaşı’nda Amerikalı komutanlar Irak’a önce hava saldırısı düzenleyip, Irak liderliğini ve ordusunu etkisiz hâle getirmeyi tasarlamışlardır. Hava saldırıları bir taraftan düşmanın alt yapısı tahrip ederken diğer taraftan bir güç gösterisine imkân sunmaktadır. Karşı taraf bu saldırılar neticesinde büyük bir moral çöküntüsüne sürüklenerek teslim olmaya zorlanmaktadır.
Etki tabanlı operasyonların askerî güç unsurlarına başvurmadan da uygulandığı görülmektedir. Amerikan ordusunun etki tabanlı saldırı çerçevesinde Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’nın (TRADOC), Oklahoma Fort Still’de “Derinlik ve Eşzamanlı Saldırı Savaş Laboratuarı”nda çalışmalar başladığı belirtilmiştir. Teknolojik gelişmeler ve etki tabanlı saldırı fikrinin olgunlaşması için anılan yerde eğitimler düzenlenmektedir. Şimdi Amerika “Ateşler ve Etkiler Koordinasyon Hücresi (FECC)” merkezinde, hedef seçilen bölge ile ilgili ölümcül ya da ölümcül olmayan sonuçlar almayı amaçlayan metotlar üzerinde çalışılmalar yapılmaktadır.
Büyük güç olmaya “aday ülkelerin” istihbarat birimleri artık yeni yöntemler ve teknikleri “düşünce kuruluşlarında” ürettirerek, hedef seçilen ülkenin silâhsız ele geçirilmesine odaklandıkları bilinmektedir. Bunlar, birçok Amerikan dokümanlarında yer almıştır.4 Bu proje kapsamındaki en önemli silâhın adı, “etki tabanlı saldırı” metodu olduğu göz önüne alındığında; “Hedef seçilen ülkenin insanlarının düşünceleri ve davranışları istenen yöne doğru kanalize edilmek istendiği ortaya çıkar. Söz konusu metoda da ‘etkileme sanatı’ denmektedir.”5
Dolayısıyla etki tabanlı saldırı, istenilen siyasî sonucun askerî operasyon olmadan gerçekleşmesinde çokça tercih edilen bir metottur. Etki tabanlı saldırı için kullanılacak pek çok araç vardır. Sivil toplum örgütleri, tarikat ve cemaatler, basın yayın organları, bilgisayar ortamı, çok önemli finans kurumları ki, artık bankalar bile fonları ile bunda aktör konumundadır. Nitekim etki tabanlı saldırı, anılan taraflar ve buna benzer alanlarda bir bireyi ya da toplumu denetim altında alma savaşının adıdır. Bu savaş yöntemi insanlar üzerinde görünmeyen ve algılanamayan yöntemler yaratılması hâlinde başarıya ulaşır.
1990’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar yabancıların Kıbrıs konusunda yaptıkları tüm anket çalışmalarında, Kıbrıs Türkleri’nin, “Rumlarla yakınlaşma, bir arada yaşama” düşüncesine asla inanmadıkları ve bir “güvensizlik” taşıdıkları açıkça görülmüştür. Bununla birlikte anavatan olarak da Türkiye’yi gördüklerini açıkça ifâde etmişlerdir.6 Bu bilgileri değerlendiren uzmanlar, yukarıda zikredilen hususları yıkmak için izleyecekleri stratejileri belirlemeye koyulmuşlardır. Nitekim, “İki toplumlu etkinlikler, diyaloglar, uyuşmazlığın çözümü, demokrasi ihracı, uzlaşı” gibi kavramlar zemininde Kıbrıs Türkleri ile temas kurma projesi yaratıldı. Bu temaslar 1989’da başladı ve bugünlere kadar devam etti. Temaslar için seçilen Kıbrıs Türkleri ve Rumlar, sınır kapılarının açıldığı Nisan 2003 yılına kadar daha çok yurt dışında ya da ara bölgede bir araya getirilerek “etki alanına” sokuldular. Bu toplantılarda yer alan taraflardan daha sonra kendi insanlarını etkilemeleri istendi. Hedef “Birleşik Kıbrıs”tı. Ama nasıl bir “Birleşik Kıbrıs”?
Amerikalı uzmanların “Uyuşmazlığım Çözümü”(conflict resolution) çalışmaları ekseninde, Kıbrıs anlaşmazlığı konusunda yapmış oldukları tespitler, “Kıbrıs Türkleri’nin kendi devletleri, anavatanlarına, Türklük kimliklerine” sımsıkı bağlı olması gibi hususlar, “Birleşik Kıbrıs”ın önündeki en önemli engel olarak görülmesi ile sonuçlanmıştır.7 “KKTC devletinin yıkılması, Kıbrıs’taki Türklük kimliğinin ortadan kaldırılması, bir ‘Kıbrıslı milleti’nin yaratılması, anavatan ile olan bağlarımızın kopartılması” gibi amaçların belirlenmesi, Sovyetler’in dağılmasından sonraki döneme rastlamaktaydı. “Demokrasi ihracı” yâni “Project democracy” Ronald Regan tarafından ortaya atılmıştı. 1980’lerin başından bu yana 92 ülkede uygulanmıştır.8
Kıbrıs’ta Berlin Heyecanı

23 Nisan 2003’te KKTC Bakanlar Kurulu, 21 Nisan 2003’te aldıkları “GKRY ile belirli sınır kapılarının açılması” şeklindeki kararı uygulamaya koyduğunu açıkladı. Nitekim Batılıların yaptıkları operasyonlarda, Berlin Duvarı gibi bir yıkımın gerçekleştirilmesi gâyeleri kapsamında, Ada’da 2003’ten önce oluşturdukları barış gruplarının faaliyetleri bu kararın alınmasında büyük etkiye sahipti. Zira bu barış grupları 2003’ten önce gerçekleştirdikleri “barış ve birleşik Kıbrıs” söylemleri doğrultusunda Annan Planı’nı referans alarak miting ve eylemlerde bulunmaktaydılar. Bu durum kapıların açılması kararının alınmasında oldukça büyük etkiye sebep oldu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir