Dağlık Karabağ Sorununda 22 Yıl Sonra İlk Gerçek Gelişme
22 Nisan 2016
İran-Pakistan-Afganistan-Hindistan-Çin Jeostratejik Ekseni ve Yeni Gelişmeler
22 Nisan 2016

Libya’daki Kaosa Gerçekte Ne Sebep Oldu?

Çev.: İsa DADALLI

2012’de Bingazi’deki ABD Büyükelçiliği’ne yönelik terörist saldırıya gösterilen ilgi hiç eksilmedi. Yöneltilen soruların çoğu, Bingazi saldırısının sebepleri ve yol açtığı olaylar yerine, Washington’un kriz karşısındaki tepkisinin yetersizliğine odaklandı. İslâmcı siyasetçilere daha yakından bakıldığında, bu olayın aslında Muammer Kaddafi’nin iktidardan düşmesinin ardından Libya’da İslâmî bir devlet kurmayı amaçlayan daha büyük bir planın bir parçası olduğu görülmektedir.
Geçtiğimiz birkaç yılda Libya, Kuzey Afrika’nın en az radikalleşmiş ülkesinden, küresel İslâmcıların merkezine dönüşmüştür. Bingazi saldırısı Libya’nın hikâyesinin anlaşılmasında önemli anlardan biri olmakla birlikte ülkenin gidişatını sonsuza değin değiştiren birçok olay yaşanmıştır. Bingazi’deki Amerikan yerleşkesinin kuşatılmasına neyin yol açtığını anlamak için Washington’un Kaddafi ile uzlaşmasına mutlaka dönüp bakmak gerekir.
2003 yılındaki Irak’ın ABD tarafından işgali, Libya’nın Batı ile uzlaşma sürecine tesadüf etmekte, bu süreç petrol zengini bu ülkeyi yabancı yatırımcılara açmaktaydı. 1988 yılında İskoçya’nın Lockerbie kenti üzerinde seyrederken infilak ettirilen uçağın ardından uygulanan BM yaptırımları, 1999 yılında Kaddafi’nin iki şüpheliyi Lahey’de yargılanmak üzere iade etmesi ile iptal edilmişti. ABD’nin o dönemde Kaddafi rejiminin sonsuza değin yaptırımlarla boğulmasından memnuniyet duyacağı kesindi, ne var ki rejimin uluslararası topluma yeniden katılımı kaçınılmazdı. Bu nedenle Bush yönetimi, Irak’a yapılan Amerikan müdahalesinin diğer haydut devletleri hizaya getirdiğine dair bir politik tezi desteklemek için, Kaddafi’yle oynamayı bir fırsat olarak gördü. ABD yönetimi Kaddafi’ye henüz çok yeni olan kimyasal ve nükleer silâh programını terk etmesi ve Pan Am saldırısı kurbanlarının ailelerine tazminat ödemesi için baskı yapabilirdi. 2004 yılında ABD Libya’da diplomatik temsilciliğini açarken aynı yıl Avrupa Birliği Libya’ya yönelik silâh ambargosunu kaldırıyordu.
Washington’daki (özellikle de Dışişleri Bakanlığı’nın tavrı) çekişmeye rağmen, Libya ile anlaşma başka bir sebepten de faydalıydı: Kaddafi istihbaratı bölgesel radikal gruplara erişim imkânı veriyordu. Özellikle El Kaide örgütüne yönelik istihbarat sağlayabilirlerdi. Libya’nın El Kaide’nin gelişmesinde önemli bir rolü vardı. Küçük fakat artan sayıda Libyalı genç El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in Afganistan’daki cihad çağrısının cezbesine kapılmıştı. Birçoğu bu örgütte kazanacakları deneyimi yarın Kaddafi rejimine karşı verecekleri savaşın hazırlığı olarak görüyordu. Libyalı El Kaide üyeleri ülkelerinde şiddetle takibata uğramış veya ülkeye geri dönüşleri engellenmişti. Bu nedenle birçoğu Ladin’in önemli adamları hâline gelmiş ve El Kaide’yi yeni bir örgütün kuluçkasına dönüştürmüşlerdi: Örgütle aynı liderleri paylaşan ve Libya dâhilinde hücrelerini genişletmeye çalışan Libya İslâmî Mücadele Grubu (LİMG)
Anlaşma aynı zamanda Kaddafi’nin istihbarat alanında işbirliğini açmasını sağlamıştı: 2003-2005 yılları arasında CIA ve İngiliz istihbaratı, birçoğu Afganistan’da bulunan Libya’nın en çok aranan teröristlerini yakalamış ve sorgu için (ve şüphesiz işkence için) Libya’ya iade etmişti. Bu faaliyetler Bush dönemi olağanüstü suçlu iadesi programının bir parçası olarak yapılıyordu. Programa dâhil edilerek iade edilenlerin çoğu LİMG’in lideriydi. Bunların arasında Abdülhakim Bilhac da vardı. Bilhac, devrim sonrası Libya’da etkili siyasal figürlerinden biri olacaktı.
ABD ve İngiltere Kaddafi’ye, vitrininde oğlu Seyfülislâm’ın olduğu uzun yıllar süren ve geniş çaplı bir politik makyajlama yapmasına yardım etmişti. Bu süreç ABD’nin Libya’ya iade ettiği muhaliflerle beraber Müslüman Kardeşler ile uzlaşmayı da içeriyordu. Müslüman Kardeşler bölgenin en büyük İslâmcı grubuydu. Hasan El Benna tarafından 1928 yılında Mısır’da kurulan hareket 1949 yılında Libya’da temsilciliğini açıyordu. Kaddafi’nin dikkati sayesinde, Müslüman Kardeşler Libya’da, Mısır ve Tunus’ta olduğu gibi büyük bir varlık gösterememişti. Örgüt çoğunlukla ılımlı olarak görülmekle birlikte, yakın zamanda İngiltere hükümeti tarafından yaptırılan bir araştırmada da ortaya konulduğu üzere, radikaller ve terörist örgütlerle bağlantılarına dair şüpheler artmıştır.
Batı ile yakınlaşma döneminde danışmanı olan Muhammed Al Houni tarafından yazılan Seyfülislâm’ın biyografisine göre, üst düzey Katarlı yetkililer, LİMP ile ateşkesi korumak için Libya dışındaki Müslüman Kardeşler ofisleriyle temasa geçmenin, ülkenin kendini Batı’ya açtığı bir dönemde Libya’nın istikrarında temel unsur olacağına Seyfülislam’ı ikna etmişlerdi.
Washington’daki tertipçilerin hesaba katmadığı şey, Libya’nın ne Mısır, ne de Türkiye olduğuydu. Onlar Libya’daki radikal İslâm’a yönelimi gözlerinde büyüttüler. Toplumsal bakımdan genç fakat muhafazakâr ve itaatkâr olan sûfî geçmişe sahip Libya’da, radikal İslâm’ın albenisi vahim bir biçimde abartılmıştı. Bu nedenle, İslâmcıların ülkeye dönük planlarının hızla şekillendiği bir ortamda Libya halkının kendisini siyasî sahnede etkin bir şekilde göstermesinin önünü açacak çok az şey ABD tarafından yapıldı. Durumu daha da kötüleştiren şey kendini ılımlı ilân eden İslâmcıların farklı kesimlere farklı şeyler söylemeleriydi. Mahmud Cibril’in Ulusal Güçler İttifakı’nın 2012 ve 2014 seçimlerinden baskın çıkmasına yabancı diplomatlar bu yüzden şaşırtmıştı.
Müdahalenin Ardından

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir