Büyük Sürgün Kafkasya Dizisi – Çelişkiler ve Öneriler
22 Mart 2016
Dağlık Karabağ Eksenli Azerbaycan-Ermenistan Çatışmasının Bölgesel ve Küresel Yansımaları
22 Nisan 2016

Nisan 2016 Sayı 180

22 Nisan 2016

Türkiye ve Balkanlar

Türkiye ve Balkanlar ortak bir tarihi olduğu kadar ortak bir kaderi de paylaşmaktadır. Jeopolitik kitapları, Balkanları Avrupa kıtasının doğusunda yer alan sıra dağlar ve bu dağların […]
22 Nisan 2016

Türkiye’de ve Ortadoğu’da Hidro-Politikanın Önemi: Ekonomik, Sosyal Ve Stratejik Analizleri-I

Giriş Suyun Türk medeniyetine büyük bir etkisi vardır; Türkçedeki deyim ve özdeyişlerde, türkü ve şarkılarda, şiir ve yazıtlarda, örf ve adetlerde bu etkinin izlerini sürmek mümkündür. […]
22 Nisan 2016

VIII. Büyükelçiler Konferansı

2008’den 2016’ya Büyükelçiler Konferanslarının Genel Değerlendirmesi Sekizincisi yapılmak sûretiyle daha da bir geleneksel nitelik kazanan Büyükelçiler Konferanslarının, bölgemizde ve ötesinde barış ve istikrarı hâkim kılmayı hedefleyen […]
22 Nisan 2016

Atilla Yayla’nın “D. Gezmiş’in Doğum Günü” Başlıklı Yazısının Düşündürdükleri

Atilla Yayla, kendini liberal olarak konumlandıran bir aydınımız, ülkemizin önde gelen bir entelektüelidir. Kısa bir süre önce Yeni Yüzyıl gazetesinde “Deniz Gezmiş” üzerine bir yazı kaleme […]
22 Nisan 2016

“Etki Tabanlı Operasyon” Bağlamında Kıbrıs’a Bakmak

“Tam Tayf Egemenlik” (Full Spectrum Sovereingty) “Ortak Düş 2020” başlıklı Amerikan stratejik hedeflerinin gerçekleştirilmesi için uygulanacak yöntemin adıdır. Etkili askerî güç inşa etmek için tekniksel, doktrinsel, […]
22 Nisan 2016

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki Gelişmeler Perspektifinde “Türkiye – Avrupa Birliği İlişkileri”

Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk ABD Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında, Avrupa’ya yönelik göç krizinin hafifletilmesi için 07 Mart 2016’da ve daha sonra […]
22 Nisan 2016

Afganistan’daki Son Gelişmeler Üzerine

NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DİN PSİKOLOJİSİ BİLİM DALI DOKTORA ÖĞRENCİSİ 2001 yılından sonra Afganistan’da yaşanan gelişmeler, 2004 yılında ilk seçimlerin yapılması meselâ, bölgenin huzur […]
22 Nisan 2016

İran-Pakistan-Afganistan-Hindistan-Çin Jeostratejik Ekseni ve Yeni Gelişmeler

Giriş Soğuk savaşın belli bir jeostratejik dengeli tehdit algılamasının ardından beklenmedik bir şekilde dünya her geçen gün dengesiz bir yapıya bürünmeye devam ediyor. Bir yandan büyük […]
22 Nisan 2016

Libya’daki Kaosa Gerçekte Ne Sebep Oldu?

Çev.: İsa DADALLI 2012’de Bingazi’deki ABD Büyükelçiliği’ne yönelik terörist saldırıya gösterilen ilgi hiç eksilmedi. Yöneltilen soruların çoğu, Bingazi saldırısının sebepleri ve yol açtığı olaylar yerine, Washington’un […]
22 Nisan 2016

Dağlık Karabağ Sorununda 22 Yıl Sonra İlk Gerçek Gelişme

Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Bölümü 1 Nisan’dan 2’sine geçen gece tüm cephe boyu Azerbaycan’ın yerleşim birimleri Ermenistan tarafından açılan yoğun ateşe mâruz […]
22 Nisan 2016

Zengezur Koridorundan Azez’e Türk Dünyası’nda Yapay Set Krizi

Gazi Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İlköğretim A.B.D., Sosyal Bilgiler Eğitimi Doktora Öğrencisi Giriş: Türk Kültür Havzaları On dokuzuncu yüzyıl Türk dünyası açısından oldukça trajik bir dönemin […]
22 Nisan 2016

4 Gün Savaşı, Sıfır Toplamlı Oyun Perspektifinin Sonu Mu?

İSTANBUL FİKİR ENSTİTÜSÜ, BİLİMSEL DANIŞMAN Giriş Azerbaycan’ın Ermeni işgali altındaki Karabağ sınırında tansiyon giderek yükseliyor. Ermeni tarafının ateşkes ihlâllerini artırması ve Azerbaycan vatandaşlarının bu ihlâllerden zarar […]
22 Nisan 2016

Dağlık Karabağ Eksenli Azerbaycan-Ermenistan Çatışmasının Bölgesel ve Küresel Yansımaları

Giriş Sovyetler Birliği’nin dağılmasından hemen önce Azerbaycan SSC’ye bağlı olan Dağlık Karabağ’daki Ermeni ayrılıkçılar Dağlık Karabağ’da bağımsızlık ilân ederek Azerbaycan’dan ayrıldıklarını duyurmuşlardır. 1988-1994 döneminde Ermenistan’dan kovulan […]

“Hayat devam ediyor”, gayriihtiyarî bir durummuş gibi söylenen bu cümlenin üstünde biraz düşünmek gerekiyor. Zira irademizin dışında devam eden bir hayata yetişmeye, ona ayak uydurmaya çalışan insanlar olarak kendimizi konumlandırıyoruz ve hayatın akışında sanki hiçbir mesuliyetimiz yokmuş gibi davranarak/düşünerek, bütün olup bitenlerin sorumluluğunu bu “devam edişin” üstüne atarak, rahatımıza bakmanın meşru kılıfını hazırlıyoruz. Oysa hayatı pekâlâ durdurabiliriz, bizim irademizin dışında bir hayat akışı yok, zaman bile bizim irademizin dışında değil: Biz olmasak nereye dökülür zaman, biz olmasak nereye devam eder hayat? Bütün etrafımızdaki şeyler, biz olduğumuz için var; dağlar, bulutlar, ağaçlar, denizler biz gördüğümüz için var, tıpkı mavinin biz gördüğümüz için mavi oldu gibi… Biz yoksak yâni insan, yâni Âdem’in çocukları, yâni Tanrı’nın kulları; her şey ademe mahkûm olacak. Peki, bu bize rağmen süren hayatı durdurmak için başımıza daha neyin gelmesi lâzım? Bizi günlük insiyakımızın esir olmaktan kurtaracak bir felâket ölçüsü var mı? Meselâ kaç kişi ölmeli aynı anda? Aynı anda kaç hayatın son bulması gerek ki, bir an için bile olsa durup “ne oluyor” sorusunu kendimize soralım ve olanın bir daha tekrar etmemesi için inisiyatifi ya da insafı ele alıp, çâreler bulmak için hayatın olağan akışını durduralım? Evet, açık artırma mı yapalım; 10, 20, 100 ya da kaç kişi ölmeli aynı anda? Ya da aynı anda olmasıyla peyderpey olması arasında fark niye var? Giden can değil mi? Birer birer gidenler de birinin oğlu, birinin eşi, birinin kardeşi, birinin babası, birinin gözünün nuru değil mi?

Bütün bu içimizi acıtacağını düşündüğüm cümleleri, her gün bir bir toprağa düşen vatan evlâtlarının, şehitlerimizin, ardından yazıyorum. “Hayatın devam ediyor” diyerek bütün sorumluluğu bu cümleye ve telmihlerinin sırtına yükleyerek, insan olma vazifemizden kaçtığımızdan yazıyorum. Ama tefessüh etmiş insanlığımızdan yükselen ağır kokunun sebebi olan daha birçok meseleyi izhar etmek için de benzer cümleler pekâlâ kurabiliriz. Genele teşmil edebiliriz bu sözlerimi, hem de hiç haksızlık yapmış olmadan. Meselâ Karaman’da öğretmenlik yapan bir sapığın erkek çocuklarına tecavüz etmesinin ardından sergilenen mide bulandırıcı tavrı eleştirmek için de aynı cümleleri kullanabiliriz. Hayat devam mı ediyor? O sabîler için de devam ediyor mu? Şehitlerimiz için de devam ediyor mu? Onların anneleri, babaları için de devam ediyor mu? Bir daha soralım o zaman; esfel-i sâfiline ulaşmak için daha ne kadar “hayatın devam etmesi” gerekiyor?

Hayatı durduralım o zaman; her şehidimiz için en azından bir gün durduralım, her çocuk için bir gün durduralım. Yok edilen her ağaç için bir gün, meşrulaştırılan her ahlâksızlık için bir gün, haksızlığa uğrayan her insan için bir gün durduralım ve bizim dışımızda akıp giden bir hayatın olmadığını kendimiz müşahede edelim. Olup bitene mâni olmanın elimizde olduğunu görmemiz lâzım. Hayatın dizginlerini, eğer kalmışsa, vicdanımız ve ulvî olduğunu düşündüğümüz değerlerimizin eline teslim ederek bunu yapabiliriz. Nerede bulunduğumuzu, ne işle iştigal ettiğimizi, hangi siyasal düşüncenin, hangi cemaatin müntesibi olduğumuzu bir kenara bırakarak, insan olmanın en temel vecibesini yerine getirerek, yâni vicdanımızla hareket ederek, hayatlarımızın sahibi olduğumuzu gösterelim. Biz eğer durdurmaz ve hayatlarımıza insan olmanın erdemiyle yeniden çekidüzen vermezsek, hüküm süren terör, ahlâksızlık, vurdumduymazlık, aymazlık, teker teker canımızı alacak. “Birer birer öleceğiz” demiyorum, çünkü bu hâl devam ettikçe ölüm maalesef bir kurtuluş olacak, “canımızı alacak” diyorum. “Ölürse tenler ölür canlar ölesi değil” diyen Yunus’un işaret ettiği canımızı. Tenlerin kaldığı canların öldüğü bir dünyaya hazırsak, esfel-i sâfiline ulaşmışız demektir. İyi haber ise, hayat orada da devam ediyor…

2023’te bu ay kapak konusu olarak, Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarında yaşanan son gelişmeleri değerlendirmeye aldık. 20 yılı aşkındır devam eden sorunu Azerbaycan hukukî yollarla çözmeye çalışmışsa da, haklı olduğu tescillenmesine rağmen, küresel oyunun bir parçası olarak meselenin çok boyutlu ve ehemmiyetli olması sebebiyle, bugüne kadar işgal edilen topraklarından Ermenistan’ın savaş olmadan çekilmesi neticesini elde edememiştir. Azerbaycan 1990’lı yıllardaki Azerbaycan değildir, ekonomik ve askerî anlamda güçlü bir ülke olarak Ermenistan’ı işgal ettiği topraklardan söküp atacak kuvvete sahiptir. Lâkin hukukî olarak da haklılığı tescil edilmesinin verdiği güçle sorunu savaşsız çözmenin gayreti içindedir. Fakat Ermenistan kendisine destek olan aktörlerin teşvikiyle gücünün fevkinde davranmakta, işgal ettiği alanın küresel oyunun içindeki ehemmiyetine güvenerek haksız fiilî durumun bir gün tescil edileceğini ummaktadır. Sorunun çözümü aslında Ermenilere de, bugün içinde bulundukları sefaletten kurtaracak bir gelecek vaat etse de, Ermenistan tarihsel süreç içinde edindiği hamilerinin kendisine gösterdiği müsamahayı sonuna kadar kullanarak, Büyük Ermenistan hayalinin peşinden gitmekten vazgeçmemektedir. Azerbaycan 4 gün süren çatışmalarda bütün dünyaya işgal altındaki topraklarını kurtaracak güce ve kararlılığa sahip olduğunu göstermiştir. Ermenistan’ın ve hamilerinin, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurarak, bütün Kafkaslar’ı etkisi altına alçak bölgesel bir çatışmanın risklerini iyi hesap ederek hareket etmesi, bütün bölge halklarının çıkarına olacaktır. Elinizdeki sayıda yaşanan son gelişmeler ve tarihî arka plan bağlamında Karabağ sorunu ele alınmıştır, Azerbaycan’ın haklı davasında nihâî zaferi elde edeceğine olan inancamızla iyi okumalar diliyoruz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir