VIII. Büyükelçiler Konferansı
22 Nisan 2016
Türkiye ve Balkanlar
22 Nisan 2016

Türkiye’de ve Ortadoğu’da Hidro-Politikanın Önemi: Ekonomik, Sosyal Ve Stratejik Analizleri-I

Giriş

Suyun Türk medeniyetine büyük bir etkisi vardır; Türkçedeki deyim ve özdeyişlerde, türkü ve şarkılarda, şiir ve yazıtlarda, örf ve adetlerde bu etkinin izlerini sürmek mümkündür. Türklerin İslâm’la tanışmasından sonra da bu etki kültürün önemli bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir. Aslında “su bir kültürdür” kavramsal açıklaması, ileri gitmiş medeniyetler için geçerli olan bir kalkınmışlık göstergesidir. Suyu kullanan toplumlar diğer milletlerden bir kaç adım önde olduğu bir gerçektir. Hayat; su, ateş, toprak ve hava olmak üzere dört şeyle kâimdir. Bunları teknoloji ile birlikte kullanan toplumlar, ileri ve kalkınmış toplumlar hâline gelmiştir. Tarihsel süreçte, Ortadoğu bölgesi imparatorlukların ve medeniyetlerin odak noktası olmuştur. Dünyadaki ilk medeniyetler bu coğrafyada ortaya çıkmıştır. Fırat ve Dicle nehirleri, (canlılık kattığı Anadolu ve Mezopotamya toprakları üzerindeki kitabelerden anlaşılacağı üzere) M.Ö. 5000-4000’lerden başlayarak Sümer ve Hitit medeniyetlerinin kurulmasında ve ilk uygarlığın yaratılmasında etkili olan ve günümüze kadar önemi artarak gelen stratejik su kaynakları olmuştur.
Bu coğrafya taşıdığı stratejik önem ve bulunduğu konum itibariyle hep savaşların ve çatışmanın merkezi olmuştur. Ortadoğu sâdece coğrafî olarak değil, siyasal ve tarihsel genişliği olan pek çok medeniyetin merkezi ya da geçiş noktası olarak kullandığı, karmaşık ilişkilerin, sorunların ve çatışmaların, ihanetlerin ve dostlukların, birleşme adına ayrışmaların1, despot ve kukla siyasetçileri ile emperyalist ülkelerin siyasetlerinin çatıştığı, halk ile yönetim arasında asla bir bütünleşmenin olmadığı, homojen bir yapıdan heterojenliğe doğru geçiş yapan karmaşık bir toplumsal yapıyı içinde barındıran, istikrarsızlığın ve geri kalmışlığın, fakirliğin yanında çok büyük zenginliğin bulunduğu, gelir dağılımındaki adâletsizliğin aşikâr bir şekilde göze çarptığı, dört büyük dinin ve mezheplerinin merkezinin bulunduğu, petrolün ve diğer enerji kaynaklarının bulunması nedeniyle çok stratejik öneme sahip bir coğrafyayı içinde barındıran, insanlık tarihinin her sürecinde savaşların, çatışmanın ve mücadelenin bir an olsun bitmediği, gözyaşı ve kanlarla yıkanmış bir coğrafyadır. Ortadoğu’nun su jeopolitiğini etkileyen etmenleri belirtmek gerekirse; suyun bölgede dengesiz dağılımı, aşırı nüfus artışı, suyun kullanım miktarının artması, coğrafik yapı ve iklim, siyasî ve sosyal yapılar, din ve mezhep yapılanması, askerî güç ve iktisadî yapı, iktidar mücadeleleri vs. olmak üzere onlarca etken karşımıza çıkmaktadır.
Suyun dünya yüzeyinde dengesiz bir şekilde dağılmış olması, insanlık tarihi boyunca hep savaşların nedeni olduğu gibi, bunun yanında sürekli anlaşmaların ve barışın da teminatı olarak görülmüştür. Suyun doğal hayatın devamlılığı için olmazsa olmaz durumunun yanında, toplumların medeniyetlerini kurmada ve ülkelerinin kalkınması için de temel ihtiyaç olarak ilk sırada yer alması; suya sosyal niteliğinin yanında ekonomik değer niteliği de kazandırmaktadır. Tarih boyunca kıtalara hükmeden büyük medeniyetlerin su kıyılarında ya da suya yakın kavşak noktalardaki merkezlerde kurulduğu görülmektedir. Buna en iyi örnek, Osmanlı ve Roma İmparatorluklarıdır. Meselâ, Osmanlı’da Mimar Sinan döneminde payitahta (İstanbul’a) 55 km’lik su kanalları ve su şebekesi ayrıca 40’ın üzerinde yeni çeşme yapılmıştır.2 Bu bağlamda medeniyetlerin ileri gitmesinde ve halkın refahının artmasında, suya yakın merkezlerde konumlanma, suya düzenli olarak ulaşabilme ve suyu kontrol edebilme yetenekleriyle birebir ilişkili olmuştur.
İslâm dininde ve Türk töresinde suyun önemini ve değerini anlatan pek çok ifâde vardır. Kur’an’ı Kerim’de “su” kelimesi 60 kez, “nehir” (ırmak) kelimesi 50 kez, “deniz” kelimesi 40 kez geçmektedir. Kur’an’ı Kerim’in 25’den fazla sûresinde “su” ile ilgili pek çok ayet bulunmaktadır. Enbiya Sûresi’nin 30. ayetinde; “…başlangıçta göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık”, Rum Suresi’nin 48. ayetinde, Furkan Sûresi’nin 48-49. ayetlerinde, Bakara Sûresi’nin 22. ayetinde, Taha Sûresi’nin 53. ayetinde “gökten su indirildiğinden” bahsedilmekte, suyun önemine ve ibret alınması gerektiğine dair örnekler vermektedir. Yine meselâ Kevser Sûresi çok güzel bir örnektir. Bunun yanında peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) “Suyu israf etmeyiniz” şeklinde sözleri vardır. Bunun yanında Türk dilinde, “su akar yolunu bulur”, “su gibi aziz ol” sözlerinin yanı sıra, yola çıkan bir insanın arkasından bir tasla su dökülmesi gibi pek çok yaşayış tarzının ve toplumsal kültürün içine su olgusu girmiştir.
İncil’de ve Tevrat’ta da su ile ilgili bölümler bulunmaktadır. Tesniye’de İsrail için, vaat edilen topraklar, “göklerin yağmurundan su içen topraklar” olarak tanımlanmıştır.3 Tanrı’nın bu vaat edilmiş topraklar için bir şartı vardır; “Allah’a kulluk etmeleri, iyi kul olmaları, sapkınlık yapmamaları ve aşırıya kaçmamaları,… aksi takdirde Rabbin öfkesi artar ve göğün kapıları kapanır, topraktan mahsul alamazsınız…”4 Tevrat bölümünde Hz. Adem ve Havva’nın bulunduğu Aden Bahçesi’ni (yeryüzünde vaat edilmiş cennet topraklar) sulayan 4 ırmaktan bahsedilir; Pişon (Havila diyarından geçen nehir), Gihon (kuş diyarından geçen nehir, rivayete göre Nil’in aşağısı), Dicle ve Fırat’tır. Ancak Dicle ve Fırat, tarihin çok eski dönemlerinden beri insanlığın kaderini etkileyen kutsal ayetlerde yer alıp dinî motiflerle süslenen iki ırmak olarak görülmektedir.5 İsrail için iki ırmağın önemi tarihten ve inançlarından kaynaklanmaktadır. Eski Ahit’te yaklaşık 580 kez direkt olarak su (mayım) kavramı kullanılmış olup, yağmur, su, pınar, nehirler ve kuyular şeklinde geçmektedir.6
1. Su Olgusu ve Suyun Stratejik Önemi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir