Avrupa Birliği’nin Enerji Güvenliğinde Azerbaycan’ın Rolü
31 Mayıs 2016
Türkiye-Polonya İlişkilerinin Tarihsel ve Stratejik Derinliği
31 Mayıs 2016

Çin Dünya Düzenini Nasıl Görüyor? Pekin Sorumluluk Sahibi Bir Ortak Olabilir mi?

Çin’in büyük güç statüsüne hızlı yükselişi kadar, liberal uluslararası düzenin geleceğine ilişkin endişe yaratacak büyüklükte bir uluslararası gelişme yoktur. İkinci Dünya Savaşı’nın külleri arasında inşa edilen bu düzen yetmiş yıllık büyük güç barışını, demokratik kuralların etki alanının genişlemesini ve küresel refahta kitlesel bir artışı sağlamıştır. Şu anda ise dünya düzeni tehdit altındadır. Elbette bu düzeni sâdece Çin tehdit etmemektedir. Pekin yönetimi bu nedenle askerî saldırganlıktan kaçınmış ve dışlayıcı ekonomik anlaşmalardan uzak dururken, ABD’li karar alıcılar Çin’in bu mecranın temel kurallarına tehdit oluşturduğu hususunda açıkça endişelenmektedir. ABD, Pekin’in küresel düzenin mevcut ayaklarını kucaklayabilmesini ve hatta bunu desteklemesini ummakta; Çin’in revizyonist bir ülkeye dönüşeceğinden, kural temelli düzeni çiğnemenin yollarını arayacağından ve ABD’yi dışlayarak bu düzenin alternatifi bağnaz bir düzen kuracaklarından da korkmaktadırlar.

Umut ve korkulardan oluşan bu bileşke, birçok yönetim döneminde, ABD’nin Çin politikasının esas belirleyicisi olmuştur. Bush dönemine âit Çin’in “sorumlu bir paydaş” olma gözdağı politikalarından Obama döneminin Çin’in “uluslararası düzenin kurulmasında bir ortak olması” düşüncesine değin Amerikan liderleri daima Çin’i bir şekilde mevcut küresel sisteme katma çabası içine girmiştir. ABD yaklaşımının altında yatan temel soru bu önermenin doğruluğundan ziyade Pekin’in küresel kuralları ve kurumları benimsemesi için hangi havuç, sopa ve temas bileşkesinin en uygun olduğudur. Ancak Çin bu kurallardan bazılarını ihlâl etmekte ve alternatif kurumlar kurmaktadır dolayısıyla ABD’nin Çin politikasını besleyen önermelerini yakından incelemekte fayda bulunmaktadır.

Üç kaziye Amerika’nın yaklaşımını desteklemektedir. Birincisi hâlihazırda aşağı yukarı birleşmiş bulunan bir liberal uluslararası düzen bulunmakta olup, bu düzen hem kurallara dayanmakta hem de katılmak isteyen her ulusun katılımına açık bulunmaktadır. İkincisi eğer Çin bu liberal düzene dâhil edilirse bu sistemin dayanağı olan kural ve kurumlar Pekin’i, Pekin’in onları değiştirip şekillendireceğinden daha fazla değiştirip şekillendirecektir. Üçüncüsü ABD ve ortakları Çin’i mevcut düzene dâhil edeceklerdir eğer bu çabaları akim kalırsa yetmiş yıllık kural temelli küresel düzen tarihinin çöplüğüne karışacaktır.

Bu üç önerme ABD’nin dünyanın en güçlü ikinci ülkesine sofistike bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini vazetmektedir: Kuşatma ile koşulsuz temas arasında gidip gelen bir yaklaşım. Savunma Bakanı Ashton Carter’ın “Herkes güçlenecek ve herkes kazanacak” ifâdeleriyle mücessemleşen kazan kazan ilkesi, bireysel çıkarla donanmış bir Amerikan politikası vadetmektedirler. Ve Pekin yönetimine bir el uzatmaktadırlar: Katıl bize Çin, kuralların hâkim olduğu bu suların iyi olduğunu göreceksin.

Sorun şudur ki bu önermelerin her biri ne yazık ki kusurludur. Hem dünya düzenini hem de bu düzende Çin’in rolünü basitleştirmektedirler. Ve ayrıca Amerikan politikaları çizgisinde hizmet etmeye devam ettikleri sürece, Washington’un yaklaşımı hem Çin’i daha büyük küresel entegrasyona özendirmek hem de bu çabada ortaklarını yanına çekmek için gerekli farklılık ve anlayıştan yoksun olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir