Laiklikten Sekülerliğe
31 Mayıs 2016
IŞİD’in Kilis Üzerinden Türkiye’ye Yönelik Sistematik Füze Saldırılarının Gerisinde Yatan Stratejisi
31 Mayıs 2016

Dünya’da ve Türkiye’de Laiklik, Özgürlük ve Demokrasi İlişkisi Üzerine

Giriş

Türkiye’de uzunca bir süredir laiklik tartışması yaşanmaktadır. Bu süreçte semboller ve kutsallaştırmalar öne çıkmakta, ayrıca geçmişle bir hesaplaşma ve rövanş arzusu da zaman zaman dile getirilmektedir. Türk siyasal ve ekonomik sistemi içinde etki alanlarını genişletmek ve “yeni egemenler” olmak isteyen özellikle muhafazakâr çevreler öteden beri eskinin egemenlerine karşı her türlü argümanla saldırmakta, arkalarındaki kitleleri de din ve laiklik tartışmaları üzerinden seferber etmektedirler. Mevcut ortamı yansıtan bu tablo esas alınarak laiklik konusunda verimli bir sonuca ulaşacak modeller geliştirmek zordur. Bu konuya bilimsel ve uzlaştırıcı bir çözüm getirmek amacıyla laiklik uygulamalarının dünyadaki farklı nitelikteki örneklerini gözden geçirerek, ülkemiz için anayasal bir model sunulabilir.

Laikliğin Vücut Bulma Süreci

Laiklik ilkesinin siyaseti belirleyen bir model olarak ortaya çıkışı iki asrı aşan bir zaman önce Amerikan ve Fransız devrimleri ile olmuştur. 1787’de imzalanıp 1789’da yürürlüğe giren ve hâlen daha yeryüzünde yürürlükteki en eski anayasa olan ABD sisteminde laiklik kelimesi geçmez, bu rejim “seküler” kavramı ile karşılanır, ama bu kelime dahi anayasalarında yoktur. ABD Anayasası’nın yaklaşım tarzı seküler sıfatıyla sonraki dönemlerde tanımlanmıştır. Bu anayasanın haklar ve hürriyetler ilgili kısımlarında şöyle bir formülasyon vardır: “İster federal isterse federe birimleriyle olsun Amerikan Devleti herhangi bir dinî ya da felsefî bir inancın yanında ya da karşısında olamaz”.

Bununla, dinin devlete egemen olduğu ve Avrupa’da asırlarca kanlı din ve mezhep savaşlarını getirmiş yaklaşımdan farklı bir devlet modeli çizilmekte, bu devletin tüm din ve benzeri inançlara eşit mesafede olduğu belirtilmekte ve onlara yönelik olarak, anayasa ve hukuk düzenini ihlâl etmedikleri müddetçe hiçbir şekilde Amerikan Devleti’nin müdahalesinin olamayacağı açıkça ortaya konulmuştur.

ABD’nin bir anayasal yapı ve federal devlet olarak kurulması ile aynı yıllarda patlak veren Fransız Devrimi giderek radikalleşmiş, bir asır önce İngiltere’de yaşanan monarşi-burjuva uzlaşması başarılamamıştı. Özellikle Eylül 1792’de cumhuriyet rejiminin ilânı, Ocak 1793’de kralın idamı, bu kopuşu daha da keskinleştirmiş, birçok bölgede ayaklanmalar yıllarca sürmüş, yeni rejim resmî bir terör uygulamış ve bu çerçevede de kralcı ayaklanmalara açık destek veren Katolik Kilisesi’ni de hedef almıştır.

Hatta halka yeni bir bağlanma ve tutunum ideolojisi temin maksadıyla Masonik bir Tanrı anlayışıyla bir din icat etmek gerekmiş, ayların isimleri Devrim’i perçinlemek amacıyla değiştirilmiş, eski dönemim Katolik rahibi Talleyrand da bu yeni dinin ayinlerini, Robespierre ile beraber yöneten, âdeta bir “başrahip” olmuştu. İşte Fransa’da laiklik ilkesi bu koşulların ürünüdür. Eski rejime sâdık kralcı ve Katolik çevrelerin, ki bunlar çoğu zaman iç içe geçmiş ve çakışmış durumdaydılar, yeni rejime zarar vermelerini önlemek amacıyla tasfiyesinden sonra Katolikliğin bir daha monarşi denemesine destek vermemesi amacıyla laiklik doktrini geliştirilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir