Çin Dünya Düzenini Nasıl Görüyor? Pekin Sorumluluk Sahibi Bir Ortak Olabilir mi?
31 Mayıs 2016
Türkiye’de ve Ortadoğu’da Hidro-Politikanın Önemi: Ekonomik, Sosyal Ve Stratejik Analizleri-II
31 Mayıs 2016

Türkiye-Polonya İlişkilerinin Tarihsel ve Stratejik Derinliği

Polonya, tarih boyunca büyük güçlerin rekabet alanının ortasında kalmış, bu rekabet ve savaşlardan doğrudan acılar yaşamış bir ülkedir. I. ve II. Dünya Savaşları’nda Almanlar ve Ruslar arasındaki mücadelenin ortasında kalan ve işgal edilen Polonya, soğuk savaş sırasında sosyalist yönetim altında Varşova Paktı’nın bir üyesi olarak Doğu Bloğu’nda yer almıştır. Soğuk savaş sonrası ise Trans-Atlantik ve Avrasya arasındaki mücadelenin bir parçası ve aynı zamanda NATO ve Avrupa Birliği üyesi olarak Rus karşıtlığının doğrudan tarafı olmuştur. Mackinder gibi bazı eski teorisyenler Polonya, Ukrayna ve Belarus gibi Doğu Avrupa ülkelerini tampon ülkeler olarak nitelendirmiştir.1 Polonya’yı sâdece tampon ülke olarak analiz etmek bin yılı aşkın tarihe sahip Lehleri ve Türkiye-Polonya ilişkilerini yanlış okumak anlamına gelir. Ben de bu makalemde Polonya’yı ve Türkiye-Polonya ilişkilerini tarihsel ve jeopolitik bir bakış açısıyla ele alıp, günümüz konjonktüründe iki ülke arasındaki ilişkiler “Türkiye’ye ne gibi jeopolitik ve bölgesel fırsatlar doğuruyor” sorusunu cevaplamaya çalışacağım. Ayrıca Polonya’da bir yıl yaşamış birisi olarak yazımda kişisel çıkarımlarıma da yer vereceğim.

1414 yılında diplomatik ilişkilerin başlamasıyla süregelen Türkiye-Polonya ilişkileri şu anda 602. yılını yaşamaktadır. Bu 602 yıllık süre zarfı içerisinde Türkiye-Polonya ilişkileri genel mânâda olumlu ve dostane bir seyir izledi. Tarih boyunca Türkiye ve Polonya’yı birbirine en çok yaklaştıran nedenlerden biri de Rus tehdidi oldu. Moskova Knezliği’nin siyasî bir güç olmaya başlamasından itibaren Rus yayılmacılığının Lehistan ve Türk coğrafyası üzerine olması birçok kez Lehistan ve Osmanlı Devleti’ni Çarlık Rusya’sına karşı bir araya getirdi. Polonyalılar da Ruslar gibi Slav kökenli olmalarına rağmen, Polonyalıların Ortodoks Ruslar’dan farklı olarak Katolik mezhebini benimsemesi ve Avrupa’nın en koyu Katolik ülkelerinden biri olması, Ruslarla olan ayrılığını daha da derinleştirmiştir. Bu durum aynı zamanda Polonya’nın Ortodoks-Slav havzasından çok, Kutsal Roma-Germen havzasının etki alanına girmesine neden olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin 1683’te II. Viyana Kuşatması’nda başarısız olmasındaki nedenlerden biri de Lehistan’dır. Lehistan Hükümdarı III. Jan Sobieski, 75.000 kişilik ordusuyla Viyana’ya yardım etmeye gitmiştir. Bu yardımla birlikte Hristiyan Avrupalı Devletler, Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerleyişini durdurmayı ve Türk tehdidini bertaraf etmeyi başarmışlardır. Aslında Osmanlı Devleti’nin II. Viyana Kuşatması’ndaki başarısızlığı sâdece Osmanlı’nın gerileme sürecini değil, Lehistan’ın da yıkılma sürecini başlatmıştır. Çünkü Lehistan II. Viyana Kuşatması’nda Avrupalı Devletlere yardımı nedeniyle önemli bir güç kaybetmiştir. Lehistan sâyesinde Osmanlı hâkimiyetinden kurtulan bu devletler bu sefer Lehistan’ın güç kaybından faydalanma yolunu seçmişler ve Lehistan Krallığı’nı paylaşmaya başlamışlardır. Bu süreç Polonya’nın 1795 yılında Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından tamamen paylaşılmasıyla ve tarih sahnesinden 1918 yılına kadar silinmesiyle sonuçlanmıştır. 19. yüzyılda Lehistan’ın bağımsızlığını kaybetmesinden sonra birçok Polonyalı vatansever Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Hatta 1774’te yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre Polonyalı mültecilerin Rusya’ya iade edilmesi gerekirken, Osmanlı Devleti hiç bir zaman bu maddeyi uygulama safhasına koymamıştır. 1848’de Polonya İhtilâli’ne karışan ve Türkiye’ye sığınan Polonyalılardan biri de asıl adı Konstantyn Borzecki olan, Mustafa Celaleddin Paşa’dır. Mustafa Celaleddin Paşa hem Türk ordusunda görev yapmış, hem de 1869’da “Türklerin Tarihi” eseri yazmıştır. Kendisi aynı zamanda Atatürk’ün, “Bu Polonyalı gerçek altından anıta lâyıktır” şeklindeki övgüsüne mahzar olmuştur. Mustafa Celaledin Paşa’nın torunu olan Nazım Hikmet de Polonya’yı her zaman ikinci vatanı olarak görmüştür.2 İstanbul’daki Polonyalı köyü olan Polonezköy, 19. yüzyılda Polonyalı siyasî mültecilerin sığınağı hâline gelmiştir. 1918’de Polonya’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra Türkiye’deki Polonyalı siyasî göçmenlerin bazıları ülkelerine geri dönmüştür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir