Güvenlik Politikalarında Arap Baharı ve Türkiye’ye Yansımaları
28 Haziran 2016

1979 İran Devrimi’nden Günümüze İran’da Türklere Karşı Uygulanan Asimilasyon Politikaları

Giriş

Egemen ve baskıcı bir kültürün altında yaşayan kültürler zamanla yok olma ihtimali ile karşı karşıyalar. Dil bu konuda zorunlu asimilasyona mâruz kalan en önemli unsurlardandır. Kendi dillerine sahip çıkamayan toplumlar kültürel zenginliklerini kaybederek egemen kültürün içinde erimeye mâruz kalmaktadırlar. İran 1925’ten beri egemen olmakta dilin ne kadar önem arz ettiğinin farkındadır. Özellikle eğitim sisteminin ilkokuldan üniversiteye kadar Farsça olmasında net ve kararlıdır. İran Devleti eğitim dilinin Farsça olmasına büyük önem verirken başka dillere önem vermemektedir. Aksine başka dillerin yok olması için her türlü asimilasyon politikalarını yürütülmektedir. İran’da nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Türklere karşı siyasal otoriteler tarafından uygulanan ayrımcı ve aşağılayıcı anlayışı gösteren politikalar sâdece resmî ilişkilerde ve devlet kurumları ile sınırlı kalmayıp, toplumsal alanlarda ve gayri resmî ilişkilerde de yerini bulmuş ve benimsenmiştir.

Uzun yıllardan beri devam eden bu asimilasyon politikalarına ve aşağılayıcı uygulamalara tepki gösteren Türkler, Güney Azerbaycan başta olmak üzere İran’ın farklı bölgelerinde gösteriler düzenleyerek ırkçı hâkimiyete itiraz etmişler ve zaman zaman Türklerin geniş kapsamlı ayaklanmaları kanlı bir biçimde bastırılmıştır.

Mesele Nedir?

Güney Azerbaycan meselesi tek boyutlu bir mesele değildir. Güney Azerbaycan meselesi hem siyasal ve sosyal, hem de kültürel ve ekonomik boyutlardan ele alınarak üzerinde düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken bir meseledir. Aynı zamanda bu boyutların iç içe olduğu değerlendirildiğinde, Türklerin sorunlarının ne kadar önemli ve vahim olduğunu görebiliriz. Güney Azerbaycan meselesi hakkında yazılan her yazı ve atılan her adımın ağır bedelleri vardır. Eğer milleti kendi kimliği ve mücadelesi konusunda uyarmak isteyen birisiyseniz; casus, hain ve bölücü olarak nitelendirileceksinizdir. Hâlbuki bir meseleyi çözmek adına atılacak ilk adım, o meseleyi dile getirmektir. Şu an Güney Azerbaycan meselesini İran’da dile getirmek ve Türk milletine yapılan haksızlıklar hakkında konuşmak, bireyler için çok kötü sonuç doğurmaktadır. 2006 Karikatür Krizi, 2015 Fitile Olayı ve hatta Traxtor maçlarında taraftarların yaptığı protestolar, hükümet tarafından verilen sert tepkilerle sonuçlanmıştır. Örnek olarak; Said Metinpur isimli Güney Azerbaycanlı gazeteci ve yazar, casusluk ve devlete karşı propaganda yapmakla suçlanarak 2008’de 8 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.1 Ayrıca yasa dışı örgüt kurma suçuyla 2013 yılında Mahmud Fazlî, Latif Hasanî, Shahram Radmehr, Ayet Mehrali Biglu ve Behbud Golizade’ye de muhtelif hapis cezaları verilmiştir.2

Türkler, tarihsel süreçte İran’a çok önemli katkılarda bulunmuş ve bunu 1979 İslâm Devrimi’nden sonra da devam etmişlerdir. 1924’te egemenliğin Farslara geçişi ile birlikte Farslaştırma politikaları da başlamıştır. Başta siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlar olmak üzere Fars politikaları her sahada uygulamaya geçirilmiş; böylelikle etnik olarak çeşitlilik arz eden toplumsal yapı, İranlılık kimliği içinde eritilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede en yoğun asimilasyon politikaları, ülke içinde her sahada ağırlığı ve etkisi olan Türklere uygulanmıştır. Bu yönüyle, gerek 1900-1946 arası süreçte ortaya çıkan üç bağımsızlık hareketini, gerekse de 2000’li yıllarda tekrar canlanan millî kimlik arayışını, asimilasyon güdümlü Fars politikalarının bir sonucu olarak değerlendirmek mümkündür. Fars milliyetçiliğinin ideolojik-kuramsal çalışmaları İran’daki Fars etnik kimliğinin egemenliğini sürdürülmesine imkân tanımaktadır. Fars milliyetçiliğinin ideolojik-kuramsal çalışmalarının birinci hedefi Azerbaycan Türkleri olmuştur. Azerbaycan Türkleri’nin etnik kökeni, tarihi, kültürü ve coğrafyası hakkında çeşitli teoriler üretilmiştir. Üretilen bu teoriler Fars milliyetçiliğinin iktidarını pekiştirmiş ve Türklerin asimilasyonunu sağlama noktasında çok etkili roller oynamıştır.

Fars milliyetçilerine göre Azerbaycan milleti geçmişte “Azeri” denilen ve İran dil ailesine mensup bir dilde konuşmaktaydı ve Azeri dili ise Fars dilinin Pehlevî ağzı olarak sayılmaktadır. Fars milliyetçiliği, Azeri teorisine dayanarak Azerbaycanlıların köken itibariyle Arî ırktan olduğunu ve dolayısıyla Türk olmadıklarını ileri sürmektedir. Bu görüşe göre Türklerin bu coğrafyada yerleşmesi Selçuklar’ın işgalinden sonra başlamış ve özellikle Safevî Hanedanı’ndan sonra Azeri dili devre dışı kalmış, dönemin saray dili olan Türk dili ortak dil olarak kullanılmıştır.3 Bu iddialar üstünden söz konusu asimilasyon politikaları meşrulaştırılmak istenmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir