Radovan Karaciç Yargılaması ve Siyasallaşan Adalet
28 Haziran 2016
Türk Siyasetinde Darbe Girişimleri – 21 Ekim Protokolü
28 Haziran 2016

Ege Denizi Jeopolitiği

Ege Denizi Balkan ve Anadolu Yarımadaları arasında yer alan bir iç denizdir. Bu hali ile Ege Denizi iki yarımada arasında bir köprü konumuna sahip bulunmaktadır. Balkanlar’dan yola çıkarak Anadolu’ya geçerken ya da tamamen tersi bir doğrultuda Anadolu’dan yola çıkarak Balkanlar’a doğru ilerlerken Ege Denizi’nin iki yarım adayı birbirine bağlayan ana köprü olduğu görülmektedir. Genel coğrafî konumu, boyutları, sınırları ve içerisinde barındırdığı binlerce ada ile yeryüzünde benzersiz bir konuma sahip bulunan bir deniz olarak Ege Denizi, kendine özgü bir yapıya sahip bulunmaktadır. Çeşitli boyutlarda birbiri ardı sıra dizilmiş olan adaların arasında koylar ve körfezler, boğazlar, burunlar ve benzersiz doğa çeşitleri ile dünyanın en güzel deniz bölgelerinden birisi olan Ege Denizi, bu konumu ile dünya turizminin önemli merkezlerinden birisidir.

Sahip olduğu irili ufaklı üç binden fazla ada ile dünya haritasında yerini alan Ege Denizi üzerinde hakkaniyete uygun bir sınır çizimi yapılmamış ve bölgenin büyük devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti öne çıkarken, bölgenin küçük devleti olan Yunanistan’a üç binden fazla ada bırakılmıştır. Türkiye ise ancak elli civarında ada ile yetinmek durumunda kalmıştır. Ege Denizi’nin batısında yer alan Balkan Yarımadası boyunca Yunanistan devleti yer alırken, doğu kısmında yer alan Anadolu Yarımadası üzerinde de Türkiye Cumhuriyeti devleti yer almıştır. Ege’nin karşı kıyılarında iki ayrı devlet yer alırken en azından deniz üzerindeki adaların eşit koşullarda paylaşılması gerekirdi. Ne var ki Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra yapılan antlaşmalarda Batı’nın önde gelen Hristiyan Devletleri Yunanistan’ın yanında yer aldıkları için, yeni kurulan Yunan devletine Ege adalarının neredeyse yüzde doksanına yakını bırakılmıştır. Avrupa tarihini Eski Yunan döneminden başlatan Batılı tarih kitaplarının etkisi altında kalan Batı’nın önde gelen Hristiyan devletlerinin, yeni kurulan Yunan devletine sempati ile baktıkları ve her aşamada Yunanistan’ı destekleyerek, Balkanlar’da yeni bir Bizans İmparatorluğu yaratmaya çalıştıkları görülmüştür. Osmanlı devleti çöktüğü için Balkanlar ve Anadolu üzerinde yeni haritalar çizilirken, arada kalan Ege Denizi de yeni yapılanmaya uygun olarak bir uluslararası antlaşma ile yönlendirilmeye çalışılmış ve bu durumdan Müslüman Türk devleti, Hristiyan Batı blokunun Yunanistan’ın arkasında yer alması nedeniyle zararlı çıkmıştır. Devletlerin büyüklüğüne göre hareket etmek ya da iki karşı kıyıda yer alan farklı devletler arasında iç deniz olan Ege’nin adalarını eşit koşullarda paylaştırmak gibi izlenmesi gerekli diplomatik yol ve yöntemlerden uzak hareket eden Batılı emperyalistler, din akrabalığı çizgisinde hareket etmeyi tercih edince, Ege Denizi’nde dünya tarihinin en önde gelen haksızlıklarından birisi yapılarak küçük devlete, adaların neredeyse tamamına yakın bir miktarı devredilmiştir. Böylesine haksız bir yeni düzen kurulması nedeniyle, Ege Denizi üzerindeki sorunlar giderek artmış ve Batı’nın şımarık çocuğu gibi davranan Yunanistan Cumhuriyeti, Türklere bırakılan bir avuç adayı da işgale kalkışmıştır. Bazen daha da ileri giderek, Türk tarafına bırakılmış olan adaların uzantısı konumundaki kayalıklara asker çıkartılarak açık işgal girişimleri gündeme getirilmiş ve böylece Ege sorunu zaman zaman tırmandırılarak, kısmî bölgesel çatışma ya da savaşlar çıkartılmaya çalışılmıştır.

Ege kıyılarının çok girintili çıkıntılı olması, denize doğru uzanan sıradağlar arasında verimli vadilerin yer alması ve Avrupa ve Asya kıtaları arasında meydana gelmiş bir jeolojik çöküntünün kalıntıları olarak çeşitli büyüklükte adaların bulunması, kara görmeyen hemen hemen hiç bir noktasının bulunmaması, iki kıta arasındaki çeşitli ilişkilerin kolaylaştırılıp geliştirilmesinde etken olmaktadır. Fay hatlarının çöküntü geçirdiği ve çok büyük yer sarsıntıları ile bölge ile birlikte denizin de yapı değiştirdiği bu alanda, dünyanın hiçbir bölgesine benzemeyen bir doğal yapı ortaya çıkmıştır. Coğrafî açıdan Akdeniz’in bir parçası olan Ege Denizi, bu büyük denizden çok farklı bir konuma sahip bulunmaktadır. Dünyanın merkezi denizi olan Akdeniz içinde çok büyük adaları barındırırken, Ege Denizi bunun tamamen tersi bir doğrultuda birbirinden çok farklı boyutlarda küçük adaları da içinde barındırmaktadır. Akdeniz gibi Ege Denizi de tarih açısından bir uygarlıklar denizi olarak kabul edilebilir. Tarihin en büyük mitolojilerinden birisi olan Atlantis’in Ege Denizi’nin bulunduğu yerde olduğu, büyük bir deprem ile yok olduğu ve çökmüş olan Atlantis kıtasında var olan yüksek tepelerin Ege Deniz’in de adalar olarak varlıklarını sürdürdüğü belirli bilim çevreleri tarafından öne sürülmüştür. Bazı adaların çok farklı jeolojik yapılara sahip olması da, bu gibi teorilerin ortaya atılmasına giden yolu açmıştır. Kömür gibi siyah renkli bir Santorini Adası, Ege Denizi’nin geçmişi ile ilgili çok farklı görüşlerin ortaya atılmasına neden olmuştur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir