Haziran 2016 Sayı 182
28 Haziran 2016
Meskûn Mahallerde Terörle Mücadelenin Kapsamı: Çatışma Ortamının Doğası ve Durumsal Farkındalık
28 Haziran 2016

Kürt Açılımı’ndan İstişare Sürecine: Bir Aldatma Hikâyesi

“Bu direnişler sayesiyledir ki AKP Hükümeti İmralı’ya gitmek, Amed’e gelmek, Önder Apo’ya ve halkımıza yalvarmak zorunda kaldı.” -Lice’de çıkan olaylara ilişkin- PKK’nın Kandilli katili Duran Kalkan

Kürt Açılımı olarak başlayan ve süreç boyunca karşılaştığı siyasî ve toplumsal engelleri aşmanın bir yolu olarak isim değişikliğine giden Açılım, PKK’nın terör eylemleri ile sık sık sekteye uğramış ve en son Çözüm Süreci adıyla epey yol almıştı. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında “Çözüm Süreci” PKK terör eylemleri sonucu yine tıkandı. Kısa sürede yüzlerce askerin şehit olması ve yüzlerce sivilin ölümüne rağmen Açılım sürecinden vazgeçilmedi ve her şeye rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yeniden isimlendirilerek “Millî Birlik ve Kardeşlik Süreci” olarak Açılıma devam edileceği duyuruldu. Ama PKK terörünün yoğun saldırıları karşısında Açılım’dan şimdilik çekingen bir tavırla söz edilirken Başbakan Davutoğlu “İstişare Süreci” olarak Açılım’ı yeniden formüle etti. Kürt Açılımı ilk başladığında silâhların susması yâni terörün bitirilmesi ana gerekçe olarak sunulmuştu. Bu bağlamda “Analar Ağlamasın”, “Kardeş Kanı Dursun”, “Terör Bitecek”, “Silahlar Sussun”, Barış gelsin” gibi sloganlar kullanılarak toplumsal taban oluşturulmaya çalışıldı. Kürt Açılımı söyleminin merkezini “terörün bitirilmesi” oluşturmuştu. Bu efsunlu, kimsenin asla itiraz edemeyeceği, söylemin görünürdeki ve kamuoyuna dönük işlevi bu minvalde uygulanacak politikaların itirazsız kabul edilmesiydi. “Analar ağlamasın”, “artık kan akmasın” gibi argümanlar da sürecin duygusal boyutunu oluşturmaya mâtuf olup, toplum nezdinde kolayca karşılık bulabilen söylem araçlarıydı. Terör örgütü PKK’nın silâh bırakması ve eylemlerine son vererek kan dökülmesinin artık durdurulması, sürecin amacı olarak sabitlendiği için bu sorunun ortadan kalmasının da Açılım’ın sonlandırılmasını zorunlu kılması iç mantığının gereğiydi. Çünkü ikisi arasında zorunlu bir diyalektik söz konusudur.
7 Haziran seçimleri sonrası PKK terör örgütünün tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğun ve seri bir şekilde yürüttüğü terör eylemleri AKP iktidarının yetkililerini, “Çözüm Süreci’nin buzdolabına kaldırıldığı” yönünde açıklamalar yapmaya zorladı. Buzdolabı metaforu üzerinden verilen mesaj açıktı. “Çözüm Süreci” tekrar başlaya(cak)bilirdi. Nihayetinde hem Cumhurbaşkanı hem de Başbakan bu minvalde yâni başlayabileceği yönünde açıklamalar yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Süreç’e yeni dönemde yeni isim bulurken Başbakan 2013 Mayıs’ına dönmekten bahsederek, PKK ile müzakerelere tekrar başlanabileceğinin mesajını verdi.1 Bu çıkışlar da bize Kürt Açılımı/Çözüm Süreci ile amaçlananın PKK terörünün bitirilmesi olmadığı, Kürt kimliğine anayasal statü sağlanması yâni Türkiye’nin millî ve üniter yapısının tasfiyesi olduğu yönündeki sayıltımızı doğrulama imkânı sundu.2 Kürt Açılımı’nın içeriği kamuoyuna açıklanmamasına rağmen paydaşların ve ana aktörlerin yazılı ve sözlü söylemlerinden tutarlı bir bütüncül Açılım felsefesi ortaya konulabilmektedir. Kürt Açılımı’nın ana amacı nedir? Terörün bitirilmesi mi, yoksa “Kürt Sorunu”nun çözümü için mi ortaya çıkmıştır? Bu sorulara verilecek cevaplar da Kürt Açılımı’nın mahiyetini ve istikâmetini gösterecektir. Böylece asıl ana problem sorumuz olan PKK’nın bitmesi ile veya silahların susması ile Kürt Açılımı’nın bitip bitmeyeceği de cevaplanmış olacaktır.

Kısaca PKK’nın Ana Hedefi

PKK’nın değişmeyen ana hedefi bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasıdır. Zamana ve koşullara göre sürecin ilerleyişinde bazı aksaklıklar, yöntemde ve stratejik araçlarda bir takım değişiklikler olmasına rağmen belirlenen bu amaçtan sapma olmadığı örgütün metinlerinden ve yayın organlarından takip edilebilmektedir. PKK kimi zaman karakol saldırılarını, kimi zaman bomba tuzaklarını, kimi zaman intihar saldırılarını yöntem olarak kullansa da hem silâhlı hem de sivil alanda güçlü bir etki ve etkinlik sahasına sahiptir. Kürt Açılımı ile birlikte PKK’nın toplumsal ve siyasal alanda hızla meşru bir örgüt niteliğine büründürüldüğü görülmüştür. Devlet PKK ile mücadele konseptinden “Çözüm Süreci” adına vazgeçmiş, PKK’nın bu süreçte elde ettiği kazanımlar, amacına ulaşmada büyük sıçramalar yapmasına neden olmuştur. PKK’nın dayanmış olduğu ideolojik yapının sahip olduğu güç doğrultusunda bu ideolojik dayanışma odakları da PKK lehine kullanılmıştır. Marksist devrimci ideolojinin akademik, sanat, basın sahalarındaki etkinliği PKK’ya kendini meşrulaştırma, anlatma, propaganda yapma gücü tanımıştır. Bu propaganda gücüne bir de AKP’nin Çözüm Süreci ile “İslâmcı-muhafazakâr” basın eklenince etkileme gücü kat be kat artmıştır. Marksist odakların etkileme gücüne göre muhafazakâr odakların toplumu etkileme gücünün daha fazla olduğu da bir gerçektir. En çok satan gazete ve dergilerde Öcalan’la ve terör örgütü diğer liderleriyle yapılan söyleşiler yer almış, PKK’nın açıktan propagandası yapılmıştır. Bu süreçte PKK terör örgütü kimliğinden çıkarılmıştır. PKK’nın aydınlar ve sanatçılar nezdinde gördüğü itibar ve destek, terörün kaynaklarının entelektüel boyutunu da eklememize imkân vermektedir. Çünkü terör sâdece dağdaki eli silâhlı teröristlerin eylemlerinden ibaret değildir. Dağdaki teröristi kutsayan, yücelten, öven ve “Kürtlere özgürlük” adı altında şiddeti yücelten ve kutsayan zümre de terörizmin varlığını ve gücünü tahkim eden sivil boyutudur. Böyle bir alt yapıya dayanan PKK’nın Çözüm Süreci ile de bizzat iktidarın yarattığı imkânlarla kendini meşru bir düzleme oturtması zor olmadı. Toplumsallaşması ve dayanak noktalarını çeşitlendirmesinde Çözüm Süreci daha hızlı bir işlev yürüttü. PKK’nın meşrulaşması, “Kürt Sorunu”nun kabulü gibi konularda muhafazakâr ve İslâmcı bir hükümetin uygulamaları, din faktörünün etkisiyle toplumda daha bir kabul gördü. Çözüm Süreci; PKK’nın kendini sürekli yenilemesi, kurduğu veya kurdurduğu sivil toplum örgütleriyle sağladığı toplumsal denetim, kitle iletişim araçlarıyla enformatik alandaki güç, uluslararası destek ağından içeride siyasal ve entelektüel destek ile mümkün olabilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir