Suriye’de “Türkmen” Varlığı Erirken
28 Haziran 2016
Ege Denizi Jeopolitiği
28 Haziran 2016

Radovan Karaciç Yargılaması ve Siyasallaşan Adalet

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, Bosnalı Sırp lider Radovan Karaciç’in yargılanması bitirerek 40 yıl mahkûmiyet kararı aldı. Kararın açıklandığı 24 Mart 2016 tarihi aynı zamanda Miloşeviç rejimine karşı NATO bombardımanın başlatılmasının 17. yıldönümüydü. Müdahale Kosova’daki katliamları durdurmuş, Miloşeviç rejiminin sonunu getirmiş ve aynı zamanda uluslararası hukuk ve siyasette etkileri bugüne dek uzanan bir dizi radikal değişim ve dönüşümü de başlatmıştı. Karaciç Dâvâsı, bir dönemi daha iyi anlamaya ve dünyayı yönetme derdinde olanların bir takım sırlarına vakıf olmaya imkân tanıdı…

Böylesi bir yargılama sürecinden beklenen en önemli sonuçlardan biri soykırımın insanlık suçu olduğu algısının yerleşmesidir. Mağduriyet asla giderilemez ama suçluların övülmesinin yasaklanması ya da olası taraftarlarının bu kişileri desteklemeye utanacağı bir sonucun doğması beklenir. En önemlisi suçun mağdurları ve mağdur yakınları suçluların pişmanlığını görmek ister. Ne var ki ne bu son karar ne Savaş Suçları Mahkemesi’nin verdiği diğer kararlar ne de Uluslararası Adâlet Divanı’nın Bosna Hersek-Sırbistan davasında verdiği karar böyle bir sonuç doğuramadı. Bu hâliyle uluslararası toplumun soykırımın yaşanmasını engellemedeki başarısızlığının yargılama ve cezalandırma aşamasında da sürdüğünü ifâde etmek gerekir. Adâlet sağlanamamıştır.
Adâletsizliğin en büyük sebebi yargılamanın bu denli uzun sürmesidir. İnsanlık vicdanı yaşananları unutmamış olsa da geçen zamanın dünyanın çeşitli bölgelerinde yeni insanlık suçlarının bir yandan işleniyor olması nedeniyle cezalandırma sürecine dönük zorlayıcı kamuoyu baskısının gelişmesine imkân tanımadığı da açıktır. Daha kısa bir ifâdeyle yargılamanın 20 yıl gibi bir süreye yayılması nedeniyle acıların ağır havası dağılmıştır. Yargılamanın uzun sürmesi meselesinde teknik bir takım gerekçeler öne sürülebilecekse dahi esasen siyasî yaklaşımın payı daha güçlü olmuştur. Aksi olsaydı en azından Nürnberg1 ya da Tokyo yargılamalarındaki hıza ve sonuçlara yaklaşılmış olunurdu.

Bosna-Hersek’teki soykırım ve katliamların planlayıcısı olarak bilinen Sırbistan ve eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç yargılaması sürerken 11 Mart 2006’da ölmüştü. Karaciç de Bosna Sırp Güçleri’nin başındaki isimdi ve yapılan her katliamdan bizzat haberinin olduğu kayıtlara girdi. Verilen 40 yıllık mahkûmiyet kararını avukatlarının bir savunma başarısı olarak gördüğü de eklenmeli. Nazizm suçlarından dolayı Almanya’nın yıllar boyunca tazminat ödediği, bugün dahi Hitler’i öven konuşma ve yaklaşımların takibata uğradığı, başta Almanların Hitler’i nefretle andığı ve tüm bunların yanı sıra Yahudi düşmanlığının ya da Yahudi düşmanlığı olarak algılanabilecek her türlü yaklaşımın başta Almanya olmak üzere tüm dünyada tepkiyle karşılandığı hatırlanmalıdır. Bunda hukukun işleyişinin önünün açılması kadar siyasî yaklaşım da etkilidir. Soykırımlar karşılaştırılamaz, hangi işkence türünün daha acı verici olduğu ya da insanlığın vicdanında daha ağır hasarlara yol açtığı tartışılamaz ancak Srebrenitsa başta olmak üzere Bosna Hersek’in genelinde yaşananlar en az Yahudilere karşı işlenen insanlık suçu kadar (soykırım) ağırdır. Ancak Sırbistan tüm delillere rağmen suçun oluşmasını önleme yükümlülüğü olduğu ancak isteseydi dahi engelleyemeyecek durumda olduğu hükmüyle olaydan mahkeme kararıyla aklanmış oldu. Uluslararası Adâlet Divanı herhangi bir tazminata hükmetmedi. Soykırımın baş suçlusu olarak görülen Karaciç ise sâdece 40 yıl ceza aldı ama burada önemli olan mahkûmiyet yılı değil. Bununla beraber kimi yorumlardaki “Nasılsa 40 yıldan önce ölür” yaklaşımı da doğru değil. Zira mesele kaç yıl hapiste kalacağı değildir. Mesele böylesi bir suça ne kadar ceza verildiğidir. Yoksa 20 yıl boyunca zaten yakalan(a)mamış ve yargılanması yaşlılığına bırakılmıştır. Öte yandan soykırım suçunun işlendiği tüm bölge, köy, kasaba, şehirler ve mağdurlarının tamamı dikkate alınırsa Karaciç’in -diğer insanlığa karşı suçları için aldığı ceza hariç- sâdece Srebrenitsa’da işlenen soykırım için cezalandırılması ciddî bir adâletsizliktir. Dahası Uluslararası Adâlet Divanı’nın soykırım suçunun işlendiğine hükmettiği Srebrenitsa, hâlâ Sırp yönetiminin elindedir. Savaş sırasındaki barış görüşmeleri mahkeme kararıyla Srebrenitsa’da ama gerçekte çok daha fazla bölgede soykırımla alınan toprakları Sırp güçlerine bırakmıştır. Üstelik entite de ayrı bir devlet olmanın önünü açar şekilde “Sırp Cumhuriyeti/ Republika Srpska” ismini kullanabilmektedir. Daha da önemlisi ise ne Karaciç işlediği suçun suç olduğunu kabul etmiştir ne de destekçileri onu kahramanlaştırmaktan vazgeçmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir