Rakka ve Menbic Operasyonlarının Perde Arkası
28 Haziran 2016
Suriye’de “Türkmen” Varlığı Erirken
28 Haziran 2016

Stratejisi ve Tarafları Belli Olmayan Bir Savaş: IŞİD, PKK, PYD ve ABD

ABD Başkanı Obama’nın iki dönemi; 2001 yılından itibaren ABD’nin tek kutuplu dünya hâkimiyeti doktrini gereği verdiği mücadelenin sonunda düştüğü bataklıktan kurtulmak için çâreler aramakla geçti. Ama Başkanlığı bırakacağı aylar içinde gelinen nokta, ABD’nin bataklığın içinde boğulmaktan kurtulması yerine bataklığın etki alanlarının genişlemesi oldu. Başkan olmadan önce verdiği demeçlerde Obama şunları söylüyordu: “Bütün savaşlara karşı değilim. Ben sâdece şu anda devam eden aptalca savaşlara karşıyım. Nedeni olmayan ve sâdece sinirle yönetilenlere ve düşüncesiz olanlara…”

Birçok Ortadoğulu uzman 2001 sonrasında meydana gelen olaylar konusunda ABD’yi El Kaide’ye çanak tutan Suudi Arabistan hedefe konulmadığı ama onun yerine Irak hedef tahtasına konulduğu konusunda eleştirmektedir. Bunda medyanın da rolü büyük olmuştur. O dönemlerde ABD kamuoyu pompalanarak terör saldırıları bir tür öç almaya dönüştürülmüş ve Irak bu kapsamda kolay bir lokma olarak görülmüştür. Ama Irak sonrasında bu coğrafyada yeni ve El Kaide’den daha tehlikeli bir terör örgütünün çıkacağı ne yazık ki hesaplanamamıştır. IŞİD (DAEŞ) aslında ABD’nin ve onun yanında yer alan Batılı güçlerin yanlış hesapla yola çıkmalarından ve Ortadoğu toplum yapısını tam anlamamalarından kendisine büyüme ve güçlenme alanı bulabilmiş bir örgüttür.

Yakın dönemde Batı topraklarında etkili saldırılar meydana gelmiştir. Bu saldırılardan hemen sonra İŞİD saldırıları üstlenmiştir. Burada vurgulanması gereken en önemli husus Batı dünyasının yukarda belirtilen hataları yaptıklarının kanıtlanmış olmasıdır. IŞİD’in iki önemli özelliği burada dikkat çekicidir. Bunlardan ilki terör örgütünün mezhep ve din farkı gözetmeden her türlü yardımı alabilmesi, ikincisi ise Batı topraklarında Batı vatandaşı sıfatını taşıyanlardan inanılmaz bir destekçiye sahip olmasıdır. Bu saldırıların Batılılara etkileri ise korkunçtur. İnsanların birbirlerine güvenmemesi, özgürlüklerinin kısıtlanması, korku psikolojisinin yayılması bu etkilerden sâdece öne çıkanlardır. Bunun yanı sıra Batı devletleri terörle mücadeleye şimdiye kadar hiç ayırmadıkları büyüklükte paralar ayırmışlardır ki en güçlüsünün bile ekonomisinde önemli bir yara açmış ve açmaya devam edecektir. Batılı kaynaklar bu etkiye “gölgeler içinde kendisini gizleyen düşmanla mücadele etmeye çalışmak” demektedir.

Batılı koalisyon güçlerinin Irak ve Suriye’de karadan ve havadan yaptıkları saldırılar aslında tamamen IŞİD unsurlarını vurmuyor. Bunların bir kısmı suçsuz mâsumların da üzerine düşüyor ve bu da anlaşılır bir şekilde bu topraklarda yaşayan insanların arasında Batı düşmanlığının yayılmasına neden oluyor. Doğulu yazar ve araştırmacılar IŞİD’in de tam olarak istediğinin bu olduğunu ifâde ediyorlar ve onlara göre bu şekilde devam eden bir süreçte kendisini halife ilân eden El Bağdadi kendi etrafında çok büyük sayılarda kendilerini ölmeye adamış insan toplayacağını ve Batı topraklarında eskisinden çok daha büyük ve acımasız eylemler yapabileceğini iddia ediyorlar.

Aslına bakarsanız yanlış bir öngörü de değil bu düşünceler. İçinde bulunduğumuz günlerde ABD’de elli kişinin katledilmesiyle sonuçlanan saldırı bunu açık bir şekilde kanıtlar nitelikte. İŞİD Suriye ve Irak topraklarında görünen bir yüze sahip. Ama hepsi bu değil. Aksine bir buzdağının sudaki kütlesi gibi. Görünmeyen tarafı diğerinden çok daha büyük ve korkunç! Açık bir şekilde her ne kadar Batılı koalisyon güçleri planlarını Ortadoğu’da görünen teröristleri yok etmek üzerine yapmış olsalar da İŞİD, kendi planlarını Avrupa’da ve ABD’de gizlenmiş hücrelerini zamanı geldiğinde harekete geçirmek üzerine yapmaya ve uygulamaya devam ediyor. Dolayısıyla ortada birbiri ile uyuşmayan stratejiler var ve bu yüzden de Batı stratejileri günü birlik etkili oluyor ama genel anlamda terör bataklığını kurutmaya hizmet etmiyor.

Bu açıdan konuya yaklaştığımızda Batı dünyası içindeki gölge ajanların bir şekilde çoğalması ve sürekli karanlıktan faydalanması ve yandaşı olmayan Müslümanlarında bir şekilde bu gelişmelerden olumsuz olarak etkilenmesi, IŞİD’in kendisine yandaş toplayabilmesi için önemli bir hedef. Bu da ancak Batı toplumları içinde İslâmofobinin yükselen bir ivme ile içlerinde yaşayan Müslümanları vatandaşlık haklarına sahip olsalar bile tehdit olarak görmesiyle mümkün olacaktır. Ancak bu şekilde İŞİD kendi yaşam alanının dışında da sürekli zarar veren bir mekanizmaya sahip olabilecektir. Dolayısı ile günümüzde Almanya’da ve Fransa’da ortaya çıkan düşmanlıklar burada yaşayan farklı dinî kimliklere sahip insanları baskılamaktan ziyade onların içinde nefret tohumlarının yeşermesine hizmet etmektedir. Örneğin Fransa’ya bakalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir